LORD VOLDEMORT | Filmlerdeki Kötü Karakterlerin Motivasyonları #2

Filmlerdeki Kötü Karakterlerin Motivasyonları serimiz kaldığı yerden devam ediyor. Birincisinde Darth Vader‘ı incelediğim serinin ikincisinde Lord Voldemort‘u inceliyorum. Lord Voldemort Harry Potter kitapları ve filmlerinin unutulmaz bir kötü karakteridir. Aslında bir kitap karakteri olan Lord Voldemort, sinemaya da uyarlandığı için onu bu seriye dahil etmem de sakınca görmüyorum. Bu yazıda Lord Voldemort’un hayatının yanı sıra Freud’un psikanaliz çalışmalarına ve ırkçılığın nedenleri gibi konulara bu karakter üzerinden değineceğim.

Lord Voldemort

Çocukluğu ve Lord Voldemort’a Dönüşümü

Bazıları onu Harry Potter’ın burunsuz kötü adamı olarak bilir. Harry Potter evreninde ise onun ismi anılmaktan bile çekinilir. Gerçek adı Tom Marvolo Riddle olan Lord Voldemort, safkan bir anneden ve muggle bir babadan doğmuştu. Melez olarak bir muggle yetimhanesinde doğan Tom’un annesi onun ismini koyduktan hemen sonra ölmüştü. Voldemort ismi ise Tom Marvolo Riddle: I am Lord Voldemort şeklinde bu isimden ortaya çıkmıştı.

Yetimhanedeyken güçlerini fark eden Tom, diğer çocuklara karşı çeşitli zorbalıklar yapmıştı. 11 yaşına geldiğinde Albus Dumbledore aracılığıyla Hogwarts’a davet edilmesi onun hayatındaki en büyük dönüm noktası olacaktı. Slytherin binasına yerleştirilen Tom, bilginin peşinden herkesten daha fazla giderek ölümsüzlüğün sırlarını arıyordu. Okulda olduğu süre sırasında ailesini de araştıran Tom babasının güçlü bir büyücü çıkmasını beklerken onun bir muggle olduğunu öğrenmişti. Üstelik safkan olan annesini terk eden bir muggle! Böylece babasını ve onunla yaşayan büyükannesini ve büyükbabasını öldürmüştü. Bu durum onda hem nefret uyandırmış hem de hayattaki amacını ortaya çıkarmıştı.

Her çaresiz ve korkmuş ruh gibi o da ölümsüzlüğün peşine düşmüştü. Okuldan sonra ölümsüzlüğe giden çalışmalar yapıyordu. Bu çalışmalar sonucunda karanlık sanatlarla çok fazla uğraştığı için çeşitli değişimler de geçiriyordu. Her değişim geçirdiğinde insan görünümünden de o kadar uzaklaşıyordu. Onun görünümü insanlıktan uzaklaşmıştı ama onu gelmiş geçmiş en büyük büyücülerden birine dönüştürmüştü. Okuldayken onun etrafında toplanan Ölüm Yiyenler Grubu da onu daha da güçlü kılmıştı. O artık Tom Riddle değil Lord Voldemort’tu. Hayatının bundan sonrası ise safkan olmayanlara karşı bir savaşla geçecekti. Sonunda Voldemort ırk ayrımı yapmadan kendisine engel olan kim varsa savaşmaya başlayacaktı.

Lord Voldemort ve Psikanaliz

Her ne kadar Freud’un psikanaliz çalışmaları günümüzde tartışmalı olsa da filmlerde karakterleri incelemek için kullanılan önemli bir yöntemdir. Bu karakterin hayatını Freud’un kuramına göre incelediğimizde de babayı öldürmek kavramı aklıma geliyor. Freud’un kuramlarında babaya duyulan korku ve anneye duyulan aşk dolu sevgi gibi kavramlar ön plandadır. Fallik sembol ve hadım edilme korkusu da onun teorilerinde önemli kavramlardan bazılarıdır. (Freud,1996)

Harry Potter serisinde fallik sembol yani iktidar ve güç sembolü sihirdir. Başka bir ifadeyle de sihirli asadır. Ayrıca Tom Riddle’ın geçmişinde baba figürü önemli bir konumdadır. Elde ettiği tek iktidar büyü olan bu genç adam bu iktidarı elde edememiş babasını ölüme gönderir. Bu cinayet için kullanılan silah elbette büyüdür, oğlu babasına onun sahip olmadığı bir fallusla yani büyüyle saldırır. (Ülker, 2010)  Tom’un babasını öldürmesi onun hem annesine yaptığından aldığı bir intikam hem de kendi kimliğini ve geçmişini de öldürerek kendi yolunu çizme isteğiyle attığı bir adımdır. Lord Voldemort adını alan Tom daha sonraki yıllarda kendisinin büyü gücünü kontrol ederek onu sınırlayan, yani başka bir deyişle onu iğdiş eden Dumbledore’un ölümünde de etkili olacaktır.

Voldemort ve Irkçılık

Araştırmalara göre insanlar, kendi ölümlerini anımsadığı olaylarla baş başa kaldığında bir çeşit güvensizlik duygusu yaşamaktadır. Bu tür insanlarda bu durum yüzünden de gereğinden fazla statü-arayışı, hırs, önyargı ve saldırganlığa daha eğilimli olma gibi tutum ve davranışlar meydana gelebilir. Böylece kendini ait olduğu grupla daha fazla özdeşleştirirler. (Taylor, 2018) Kötü bir çocukluk geçiren Tom Riddle bu acısını bastıran en tesirli şeyin sihir olduğunu çok küçükken keşfetmişti. Sihir sayesinde başkaları üzerinde iktidar, denetim ve güç kurabiliyordu. Nitekim yetimhanedeki arkadaşlarını bu şekilde cezalandırıyordu. Onun için sihir hem bir iktidar sembolü hem de onu ölümlerle dolu bu anlamsız hayatından kurtarıp ölümsüzlüğe ulaştıracak yegâne güçtü.

Narsist duygularını arttıran Tom, kurguladığı kimliğe gittikçe sarıldı ve safkan olmayanları birer öteki olarak ilan etti. Kendisine katılan Ölüm Yiyenlerle grup kimliğini iyice bütünleştirdi ve kendisi gibi düşünmeyen herkese bu şekilde savaş açtı. Elbette bir gruba bağlı hissetme insanlık için doğal bir haldir. Örneğin Dumbledore büyücü kimliğinin farkındadır ve büyü dünyasına hizmet etmek için yeni büyücüler yetiştiren bir okulda müdürlük yapmaktadır. O ait olduğu gruba bağlılığını sağlıklı yollarla gösterirken Lord Voldemort gibileri kelimenin tam anlamıyla ırkçı ve saldırgan bir davranış sergileyerek grup kimliğini kendi güç istenci için bir araç olarak kullanmaktadır. Yani, onun safkan takıntısı da kendi narsist benliğini ve güç fetişini daha da beslemek için kullandığı birer vasıtadan başka bir şey değildir.

Lord Voldemort aslında bir ırkçılık ve faşizm anlatısı için kullanılan bir karakter sembolüdür. Safkana takıntılı ve daha sonrasında önüne çıkan herkese terör estiren bir adam. Size de tanık geldi mi? Benim aklıma ilk olarak Adolf Hitler geliyor. Elbette ırkçılık deyince tarihteki başka şeyleri de anımsıyorum. Mesela, Avrupa’daki sömürgeci güçlerin sömürdükleri toplumları kategorize etmek için ırkçılığı bilimsel bir kılıfa sokma çabası da bunlardan biri. Ve Amerikada yaşayan siyahilerin uzun yıllar köle olarak yaşadıktan sonra özgürlüğüne kavuşsalar bile özellikle 20.yüzyılda beyazlar karşısında hiyerarşik olarak aşağı görülmeleri de anımsadığım önemli ırkçı olaylardan. Irkçılık günümüzde bile maalesef devam etmekte. Yani ırkçılar bir ötekinin varlığını kabul ederek, bu ötekiye de hiyerarşik bir anlam yüklerler. Tıpkı Voldemort’un safkan olmayanlara bakışı gibi. Voldemort bu açıdan özellikle 19. ve 20. yüzyıl Avrupası ve Amerikası’nın bazı ırkçı ve saldırgan kişilerine oldukça benzemektedir.

Harry Potter’la Karşılaştırılması ve Son Notlar

Dumbledore, Zümrüdüanka Yoldaşlığını Lord Voldemort’a karşı kurmuştu. Kendisini durduracak bir kişinin olduğunu öğrenen Lord Voldemort verilen tarihlere göre bunun Zümrüdanka yoldaşlığı üyeleri olan Lilly ve James Potter’ın çocuğu Harry Potter olduğunu düşünmeye başlamıştı. Harry’nin annesini ve babasını öldürmeyi başaran Voldemort, Lily’nin Harry’yi sevgiyle koruması sırasında büyü çocuğa çarpıp ona geri dönmüştü. Geri dönen büyü onu hayatta bırakmıştı ancak onu hayatta tutan hortkuluklarıydı. Bunlardan biri de Harry’nin içindeydi. Geri kalan hikayeyi de biliyorsunuz.

Lord Voldemort, en büyük düşmanı Harry Potter’la da bir sürü antogonistik hikâyede olduğu gibi bu hikâyede de ying ve yang ilişkisi içerisindedir. Harry’de Voldemort gibi kötü bir geçmişe sahiptir. O da onun gibi yetim kalmıştır üstelik teyzesi ve eniştesi tarafından zorbalığa maruz kalmıştır. Ancak o bütün bunlara rağmen insanlığa karşı özellikle de muggle’lara karşı bir nefreti olmamıştır. Oysa o da muggle olan teyzesini, eniştesini ve kuzenini bahane ederek kötülüğe meyilli olmayı çok kolay bir şekilde tercih edebilirdi. Bu yüzden zayıflığın bahane edilmesi kötülük için bir mazeret olamaz. Voldemort ve Harry arasındaki en büyük fark da budur. Sonuç olarak Voldemort’ların değil Harry Potter’ların izlerinden gitmeliyiz.

Kaynaklar

Freud ,Sigmund.Totem ve Tabu.çev: K. Sahir Sel. İstanbul:
Sosyal Yayıncılık–üçüncü basım- 1996.

Ülker, H. D. (2010). MODERN FANTEZİDE KAHRAMANIN OEDİPAL YAPISI. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü , Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı.

Taylor, S. (2018, Haziran 19). Psychology Today. adresinden alındı

Uygar Yaver
24 yaşında hayal sever bir gencim.