HOWL’S MOVING CASTLE (HAURU NO UGOKU SHIRO ) | Kalp Ağır Bir Yüktür


Anime dendiğinde asla başkasını düşünemeyeceğim tek kişi o. Bana animeleri sevdiren, animelerin babası olan insan. Normalde Hayao Miyazaki ile ilgili listeli bir şeyler yaparım diye düşünmüştüm sonuçta sevdiğim iki yönetmenden biri. Ama CNBC-e kanalının hayatıma kattığı en önemli yönetmen odur.

Sahafta bulduğum ve baş karakterlerin animedeki isimler olduğunu anladığımda alıp okuduğum bir kitap sayesinde Miyazaki ile ilgili ne yazmam gerektiğinin kararını verdim. Çılgın bir Totoro‘cu olmama rağmen Yürüyen Şato’yu da sevdiğim için aslında hepsini de seviyorum. Kiki‘nin de kitabını aldım, belki onu da yazarım okuduktan sonra. 😀 Şimdiye kadar filmlerin kitaplarını ya da kitapların filmlerini karşılaştırarak okudum ve izledim ve hep kitapların harika ve detaylarla mükemmel bir şekilde tamamlandığı ve filmlerdeki boşlukların anlamlı hale geldiği yönündeydi. Filmde hiç duygulanmadığım bir sahneyi kitapta okurken yanımda tuvalet kağıdı bulundurduğum bile oldu (HP- Dumbledore‘un öldüğü sahne gibi).

İlk defa bir kitap beni hayal kırıklığına uğrattı ama bundan dolayı mutsuz da değilim. İlk defa bir yapım kendisinden esinlenilen kitaptan daha akıcı, ilgi çekici ve mantık çerçevesindeydi. Miyazaki sadece isimleri almıştı ve kalan her şeyi kendi hayal gücüyle yaratmıştı. İlk defa böyle bir şey gördüm. Kelimelerle betimlenen o kişiler veya yapılar asla animede gördüklerime benzemiyordu. Hikayenin kendisi bile başkaydı. Ve kitaptaki son satırı okuduğumda Miyazaki büyüsünü iliklerime kadar hissettim. Kitabı bir daha elime almayacağım ama animeyi izlemekten de asla sıkılmayacağım. 🙂

Howl's Moving Castle
Howl’s Moving Castle


Karşılaştırmamıza gelecek olursak; öncelikle kitaptan bahsetmek isterim.

Yürüyen Şato – Diana Wynne Jones

Diana Wynne Jones tarafından 1986 yılında yazılmış olan bir çocuk kitabı kendisi. Hatta seri. İkincisi de var ama farklı karakterler ve hikaye. Neyse biz burada kalalım.

Karakterler aynı isme sahip olmalarına rağmen görünüşleri farklı demiştik. Mesela Calcifer mavi yüzlü, yeşil saçlı, mor gülümsemesi ve turuncu gözleri olan kötücül görünüşlü bir ateş cini, Howl‘un gözleri yeşil, Sophie‘nin saçları kızıl altın sarısı karışımı, Lettie diye bildiğimiz kişi Martha ( Sophie’nin üvey kardeşi ), Suliman bir erkek :D, köpek bir insan ve cadı da kalpsiz, korkunç bir kadın. Adı da Çöl Cadısı çünkü kötü olduğu için Kral’ın babası onu çöle sürmüş kimseye zarar veremesin diye. Ah Micheal‘ı unuttum. 15 yaşında gelecek vaat eden bir büyücü ve Lettie diye bildiğimiz Martha’ya aşık 😀 Ayrıca Sophie’nin gerçek kardeşi Lettie de var ve o da Suliman’ın çırağı olacak kadar güçlü bir büyücü 😀 Veeee en önemlisini sona sakladım….

Howl aslında İngiliz. Galler’de yaşayan biriyken nasıl olmuşsa bu sihirli dünyaya gelmiş. Ayrıca Suliman da İngiliz 😀 Önce o gelmiş bu dünyaya sonra da Howl. Neyse önemli olan şu ki kapıdaki siyah rengin nereye açıldığını bilmek ilginçti. Galler’e, kendi dünyasına. Hatta Sophie ve Micheal’ı da götürüp ablası ve yeğenleriyle tanıştırıyor. Bilgisayarı ve video oyununu gören Sophie çok şaşırıyor ama arabayla yolculuk yapmak kadar onu sarsan başka şey yoktu bu dünyada galiba 😀 Onların dünyasında da buharlı araçlar yok zaten. Hala at arabaları var ya da sihirle bir yerden bir yere gitmeyi kolaylaştıran nesneler. Hatta J.K.Rowling (kovayla seyahat etme) portkey ile seyahat etme olayını burdan çalmış bile olabilir çünkü Sophie bu şekilde seyahat ediyordu uzaklara 😀 Şato cidden tuğlalı duvarları ve kuleleri olan bir şato. Animedeki gibi hurda yığını değil.


Nesneleri ve şahısları animedekinden nasıl farklı anlatılıp betimlendiğini açıkladığıma göre şimdi de konuya geçiyorum…

Bay Hatter’ın iki kızı vardı. Sophie 2, Lettie 1 yaşındayken anneleri vefat edince, babası şapkacıda çalışan Fanny ile evlendi ve onlara Martha adında bir kardeş daha geldi. Fanny çocukların hepsini aynı şefkatle sevdi ve büyüttü. Bay Hatter ölünce hem dükkanı çalıştırmak hem de kızları okutmak Fanny’ye fazla geldiğinde üçünün de kaderlerine karar verdi. Lettie pastanede çalışacak, Martha büyücüye çırak olacak ve Sophie de dükkanda çalışacak.

Böylece zaman geçti ve Sophie, Lettie’yi görmeye gitmeye karar verdi. Bahar bayramıydı ve cadde çok kalabalık olduğundan sokak kenarlarından gidiyordu. Sonra bir genç ona yaklaştı ve onunla flört etmeye çalıştı çünkü Sophie güzel bir kızdı. Lettie gibi siyah saçları ve mavi gözleri ile mükemmel bir güzelliği olmasa da. Lettie’nin yanına giden Sophie, onda bir gariplik sezdi. Görünüşünü Lettie’ye benzeten Martha, büyüyle birlikte buraya gelip yer değiştirmiş olduklarını anlattı. Akşam dükkanda cadı tarafından lanetlendi Sophie ve kendini yollara vurdu.

Yolda şalgam kafayı ve köpeği kurtardı ama yola yalnız devam etti. Şatoyu kendisi buldu ve içeri girmek için Calcifer’ı ikna etti. Böylece animedeki benzer olaylar yaşandı evet ama çok çok önemli bir fark vardı. Hikayenin bir yerinde Howl’un eski hocası olan Bayan Pentstemmon var. Animedeki Suliman kadar yaşlı ve tekerlekli sandalyede olup Sophie’ye Bayan Pendragon diye hitap edip animedeki konuşmayı yapan kişi.

Howl’un kurtarılmasıyla ilgili konuşurken Sophie’nin de kendini keşfetmesini sağlayan o cümleyi söyledi.” Siz, sözlerinizle bir şeylere hayat veriyorsunuz.” Büyü, Sophie’nin içinde de varmış yani. Bu da Howl’un kalbini yerine koyarken söylediği sözleri neden söylediğini ve bunun neden Sophie tarafından yapılması gerektiğini de açıklıyor. Veee Howl’un Calcifer’a üzüldüğü için bu saçma anlaşmayı yaptığını da öğreniyoruz. Calcifer düştüğünde öleceğini bilse bile çok korktuğu için Howl onu kurtarıyor. O, iyi kalpli bir aptal sadece. Howl ve cadının dövüş sahnesi mükemmeldi. Animede olmasını isterdim. Anlatacak hala çok şey var aslında ama kitapla ilgili yazı uzun oldu çünkü kitap çokça detay barındıran bir şey sonuçta değil mi?


Şimdi animeye geçebiliriz 🙂


Howl’s Moving Castle Animesi

Senaryosu Reiko Yoshida tarafından oluşturulan Howl’s Moving Castle, yönetmenliğini Hayao Miyazaki‘nin yaptığı 2004 yapımı bir anime filmi.
Kitapta olduğu gibi gidecek olursak eğer; Calcifer turuncu ve şirin bir ateş cini, Howl‘un gözleri mavi, Sophie sıradan bir güzelliğe sahip, Suliman tekerlekli sandalyede ve Howl’un eski hocası olan bir kadın, köpek Suliman’ın ajanı, Kötülükler Cadısı çok da korkunç değil, Lettie sarışın, şato yürüyen bir hurda yığını, Şalgam Kafa sevimli, Michael küçük bir çocuk, kapıdaki siyah renk Howl’un akademi yemininden dolayı zorla görevlendirildiği savaş alanlarına çıkıyor. Howl büyünün onu tüketmesinden dolayı canavara dönüyor, Howl Sophie’ye olan ilgisini belli ediyor. Kitapta Sophie’yi kurtarmaya gidene kadar birbirlerine durmadan laf sokan inatçı keçiler gibiydiler.

Konusuna gelecek olursak ise; kendi ailesine ait şapkacıda köle gibi çalışan ve genelde de yalnız olan Sophie, kazanılan zaferin kutlandığı günde kendine izin verip uzun zamandır görmediği kardeşine gitmeye karar verir. Yolda askerlerin flörtüne maruz kalır ve genç bir delikanlı sayesinde kurtulur. Kardeşini görüp dükkana geri döndüğündeyse Kötülükler Cadısı’nın saldırısına maruz kalarak lanetlenir. 90 yaşında bir nineye dönen Sophie, orada kalamayacağını düşünerek kendini yollara vurur. Baston yapmayı umduğu bir dalı çalılardan çıkardığında şalgam kafayı bulur. Kurtarıcısına sadık olan şalgam kafa ise kendisiyle konuşan Sophie’ye yardımcı olup ona şatoyu getirir. Sıcak ve kalacak yer bulmuş olan Sophie, içeri girer. Karşısında ısındığı ateş konuşmaya başladığında çok şaşırır ama onun büyülendiğini anladığı için onunla hemen anlaşır. Birbirlerine yardım ederlerken başlarına çok şeyler geleceğini bilmiyorlar tabi.

Howl’s Moving Castle MERAKLI GERÇEK

Buraya yazacak pek bir şey kaldı mı emin değilim. Sophie ve Howl’un karşılaşması mesela. Kitapta Sophie’yi korkutan ve onunla flörtleşen Howl iken; animede onunla flörtleşerek korkutan askerlerden kurtaran Howl. Animede Howl’un odasında hurda şeylerden başka bir şey yokken, kitapta Galler’deki kardeşinin evinin bahçesini görmesi için sihirlenen bir pencere var. Kitapta kardeşi varken, animede amcası var. Sophie’nin Howl’a genç görünmesinin nedeni ise; Howl’un büyülenmiş yaşlı Sophie’nin gerçekte genç bir kız olduğunu görmesi. Calcifer’ın ikimizin de zamanı dolmak üzere dediği şey aslında cadının Howl’a yaptığı lanetin bütün adımlarının neredeyse tamamlanacak olması, animede ise canavara dönüşecek olması.

Kalp olayına gelecek olursak da; kalp bir insanı kontrol etmek için kullanılan bir şey. Tabi niyetin kötüyse. Cadı ve cadının kalbini alan ateş cini kötü niyetli oldukları için Howl’un kalbine sahip olmak istediler. Cadı, kendi kukla kralını yaratmak için ona ihtiyaç duyarken, cadının kalbine sahip olan ateş cini ise kendisine sömürmek için daha genç bir kalp istediği için Howl’un peşindeydi. Bu arada Howl ve Sophie’nin saraydan kaçtıktan sonra diğer evlerinin ifşa olması ve yeni ev arayışlarında da Sophie’nin eski evine taşınmalarının nedeni.

Martha’nın Micheal’a annesinin şapkacıyı sattığı ve oraya yerleşirlerse yakın olacaklarını söylemesi. Bunun üzerine Howl orayı satın alıp, evi oraya taşıyor. Her detayı vermek istiyorum sizlere cidden ama yapamayacağımı bildiğim için artık bırakıyorum. Sadece son bir şey söyleyeceğim. Roman Sophie’nin Howl’a kalbini vermesi ve özgürlüğüne kavuşan Calcifer’ın geri gelmesiyle biterken, animede şato uçuyorken bitiyor. Bu da bence Miyazaki’nin Diana’ya saygı duruşu çünkü serinin devam kitabı Uçan Şato. Tamamı elle çizilmiş olan, kurgusu romandan farklı olan, karakterlerin görünüşleri bile farklı olan bu 119 dakikalık görsel şölenin tadını çıkarmanız dileğiyle.

Şimdiden iyi seyirler…