LUCA – Canavar Çocukların Macerası | Film İncelemesi

Luca, Pixar Animation Studios tarafından üretilen ve Walt Disney Studios Motion Pictures tarafından dağıtılan, bir Amerikan bilgisayar animasyon, çağa geçiş fantezi komedi filmidir. Film, COVID-19 pandemisi nedeniyle film Disney+‘da yayınlanmaktadır ayrıca Disney+’ın olmadığı ülkelerde sinemada yayımlanmıştır.

Bir Pixar animasyonu olan Luka’nın seslendirme kadrosunda Jacob Tremblay, Jack Dylan Grazer, Emma Berman, Giacomo Gianniotti, Jim Gaffigan ve Maya Rudolph yer almakta. Yönetmen koltuğunda ise 2012 yılında Akademi Ödüllerine aday gösterilen “La Luna” kısa filmini yönetmiş olan İtalyan yönetmen Enrico Casarosa bulunmaktadır.

Senaryosunda, yakın zamanda çıkan “Soul” animasyonunda da bulunan Mike Jones‘u görüyoruz. Mike Jones’un yanında ise roman yazarı olan Jesse Andrews bulunuyor.

Luca : Sıradan Bir Macera

Luca ve Alberto

Küçük bir çocuk olan Luca, yaz aylarını denizaltında geçiren bir canavardır. Karaya çıkmaya izni yoktur. Tüm günlerini balıkları gütmekle geçirir. Ama karanın nasıl bir yer olduğunu da merak eder. İşte tam bu sıralar Alberto isminde bir arkadaş edinir. Luca bu macera dolu yazını, yeni edindiği arkadaşıyla paylaşır. Ancak çok geçmeden 1950’lerde, İtalyan Rivierası’ndaki bir sahil
kasabası olan Portorosso’yu keşfederler. Luca, yeni arkadaşı Alberto ile insan kılığında keşfettikleri bu kasabada maceraya girişirler.

Düz ve Eğlenceli Bir Anlatı – Luca | Film İncelemesi (SPOILER)

Luca ve Alberto

İlk defa Pixar’ın, hikayede bu kadar soluk bir tarz kullandığını görüyorum. Soluk dediğim tarz şu: Hikayenin bir yere varamamasına rağmen eğlenceli olması. Hikaye bakımından eğlenceli olduğu için animasyon sizi alıp götürebilir. Fakat biraz durup üstünde düşünürsek film boyunca bize anlam bakımından çok bir malzeme vermiyor. Hatta belli bir kesim, eğer bir çocuk animasyonu olmasaydı “Call Me by Your Name” havası alabileceğimizi söylemiş. Bu düşünceler biraz abartı kaçıyor tabii.

Filmin sanırım bana göre en büyük anlamı farklılık ve farkındalık. Cesaret ve arkadaşlık kavramlarını da sık sık görsek de asıl anlatılmak istenen şey: Canavar da olsa bizdendir! Bu anlam, bu animasyonun eğlencesi ve macerası için çok basit kalmış açıkçası. İdare eder.

CANAVAR DA OLSA BİZDENDİR!

Su altında geçen diğer Pixar animasyonlarını gözden geçirdiğimde aklıma “Finding Nemo” ve “The Little Mermaid” geliyor. Luca’nın da su altında geçmesini çok isterdim. Çünkü animasyonların su altı ambiyansları çok hoş oluyor. The Little Mermaid demişken şuna da değineyim. Luca’nın bu karaya çıkma isteği, Ariel’ın insan olma isteğine çok benziyor. İkisinin de karaya çıkmaları yasak. İkisinin de ailesinden izin almadan bir şey yapmaması gerekiyor. Bir tür yaratık olduklarından dolayı, insanların onlara hoş bakmayacaklarını düşündüklerinden dolayı ikisinin de ailesi oldukça korumacı. Pixar, konular için eski Fairy-Tale animasyonlarını referans mı alıyor acaba. Ya da bu, tesadüfi gerçekleşen bir durum mu? Bilemiyorum. Çünkü çok benziyorlar.

Bir de şu klasikleşmiş aile konusu. Hep aynı aile tipini izliyoruz. Hep hayallere karşı çıkan, hep desteklemeyip köstek olan bir aile tipi var. Anne böyle birisi değilse, baba kesinlikle böyle birisi oluyor. Baba böyle değilse, anne böyle bir tip oluyor. Bu hikayede de anne daha baskıcı ve haliyle oğlunun başına bir şey gelmesin diye uğraşıyor. Fakat burada bahsetmek istediğim hep aynı aile tipini görmemiz. Yoksa, hikayedeki anne-baba olması gerektiği gibi zaten. Bu arada düşündüm de “Coco” ve “Soul”da bile aynı ebeveyn tiplerini izliyoruz.

Luca’daki en sevdiğim sahnelerin başında rüya ve hayal sahneleri geliyor. Buradaki sahneler harbiden çok iyi tasarlanmış. Bir ara renk tonlarından dolayı aklım Coco’ya gitti. Sonra Luca’yı izlediğimi hatırladım. Gezegenler, yıldızlar hatta ve hatta yıldızların hamsi sanıldığı gökyüzü. Luca’nın hayalindeki rampanın uzunluğu ve hayal ettikleri motorlar… Bu detayları izlemekten çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Özellikle hamsi metaforunu beğendiğimi söylemeden geçemezdim.

SON DEĞERLENDİRMELER

Luca ve Alberto’nun çok bayıldıkları, hasta oldukları tek şey motor modeli olan Vespa. Aksilik de bu ya işte. O motorun sahibi olacak adam da bunların rakibi, düşmanı Giacomo. Giacomo, filmde ne yapmaya çalıştığını pek anlayamadığım birisi. Kendisi zengin bir İtalyan ama sırf kötü olayım diye kötü oluyor gibi bir imajı var. Luca’ya ve arkadaşlarına zarar vermek için hiçbir sebebi yok. Canavar olduklarını öğrenene kadar tabii. Giacomo, kısacası sıradan bir zorba. Bu animasyonun kötü adamı, film için bir eksi niteliği taşıyor açıkçası. Çünkü animasyonlarda kötü karakterin önemini bilmeyen yoktur diye umuyorum.

Film başladığı andan itibaren çok hızlı geçişler yapmaya başladı. Deniz altında geçen süreyi de bu yüzden uzatmalarını istemiştim aslında. Zaman zaman hızlı geçişler yapıyor bu film. Ama kötü değil, iyi de değil. Bu geçişlerin iyiliği insandan insana değişir. İzleyen kişi, hikayeyi hızlı işlemelerini isteyen bir izleyiciyse, bu hızlı geçişlere aldırmaz. İzleyici eğer yavaş dozda ilerleyen bir film istiyorsa hızlı geçişler onu pek tatmin etmez. Bu tamamen beklentiyle alakalı ve tamamen göreceli bir konu.

Ayrıyeten bir de Giulia diye bir karakterimiz var. Giulia’nın tek bir amacı var, o da: “Portorosso Festivali” tarzı bir yarışmayı kazanmak. Bu yolda da Giulia’ya, Luca ve Alberto yardım ediyor.

Kısacası Luca, eğlenceli ve macera kokan bir animasyon. Detaylara takılmadan izlerseniz, izlenebilirliği ve sürdürülebilirliği sağlayabilirsiniz. Benim gibi anlam arayışı içerisine girmezseniz gayet iyi vakit geçirebileceğiniz bir film.

Talha Demir
daha çok seyretse de hem okuyor, hem dinliyor.