Müzik ve Grafikleriyle Cezbeden Bir Oyun: Ori and the Will of the Wisps

Merhabalar herkese, bu hafta sizlere yakın zamanda oynadığım bir oyun olan Ori and the Will of the Wisps’ten bahsetmek istiyorum. Ori serisinin ikinci oyunu olan bu oyun geçen yıl bu tarihlerde satışa çıkmıştı ve pek çok kurumdan çok iyi notlar aldı. Şimdi size biraz oyunu ve oyunda yaşadığım tecrübelerimi anlatacağım.

Ori Kimdir, Will of the Wisps Nedir? Metroidvania mı, O da Ne?

Ori and the Will of the Wisps bir “metroidvania-aksiyon” oyunu. Metroidvania da ne dediğinizi duyar gibiyim. Metroidvania, aksiyon-macera türünü içeren video oyunlarının bir alt terimidir. Bu terim Metroid ve Castlevania adlı video oyunu serilerinin birleşiminden oluşmuştur. Ve bu türün ana özellikleri ise oyuncunun keşfedebileceği büyük ve birbirine bağlı bir dünya haritası içermesidir, ancak dünyanın parçalarına erişim genellikle kapılar veya oyun içindeki özel öğeler, araçlar, silahlar veya yetenekler edinildikten sonra geçilebilen diğer engellerle sınırlıdır. Açıkçası bu türle pek tecrübesi olan bir oyuncu olduğumu söyleyemem. Hatta bu sebeple oyuna biraz çekimser yaklaşmıştım. Ama rahatlıkla söyleyebilirim ki bu oyun benim bu türe karşı olan önyargımı tamamen yıktı, hatta o kadar yıktı ki oyunu bitirir bitirmez ilk oyununa başladım. Size ilk oyundan da biraz bahsedeceğim ama tabii ki şu an ana konumuz serinin ikinci ve muhtemelen son oyunu Ori and the Will of the Wisps.

Gözlerinize ve Kulaklarınıza Bayram Ettirecek Bir Oyun: Ori and the Will of the Wisps

Biraz oyunun teknik tarafından bahsetmek istiyorum. Oyuna girmemle beraber beni ilk karşılayan ve etkileyen şey inanılmaz müzikleri oldu. Bu noktada oyunun yapımcısı Moon Studios’u ve müziklerin bestecisi Gareth Coker’ı da tebrik etmek lazım. Tüm oyuncuların bildiği gibi bir oyunun müzikleri sizi oyunun içine çekmek için kullanabileceği en ana materyallerden biridir. Özellikle de metroidvania-aksiyon türünde bir oyunda müziklerin gerçekten çok önemli bir unsur olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bu oyunlar genellikle 2 boyutlu bazı noktalarda ise sizi hayati parkurlara sürükleyen oyunlar ve eğer o noktada sizi oyun hikayesi, müzikleri vb. etmenleriyle oyuncuyu içine çekemezse o oyun sürükleyici olmaz ve oyuncuya vereceği tüm heyecanı kaybeder. Bu noktada müzik dışında önce çıkan bir diğer teknik unsur ise oyunun grafikleri ve görselliği olmuş. Oyunu oynarken harika müzikleri ve sanat eserlerini andıran görselleriyle hikâyenin tadına sonuna kadar varacaksınız. Oyun içinde aldığım ekran görüntüleri o kadar hoştu ki bir süre masaüstü arka planım olarak bile kullandım 🙂

Gözlerimiz Doldu, Yüreklerimiz Isındı

Hikâye konusuna gelecek olursak çok spoiler vermeden size biraz bahsetmeye çalışayım. Oyunumuz Ori’nin ekiplerine yeni katılan bebek baykuş Ku’ya uçmayı öğretmeye çalışmasıyla başlıyor. Birkaç denemenin ardından Ku, Ori’yle beraber uçmayı başarıyor ama o sırada şiddetli bir fırtınanın çıkmasıyla ikilimiz birbirinden ayrı düşüyor. Hikayemizin devamında ise oyunun bir hayli büyük olan açık dünyasında Ku’yu arayıp bulmaya çalışmamızla geçiyor. İlk oyunda hikâye “anne-çocuk” ilişkisini temel alıyor ve hikayeyi bunun üstünden anlatarak duygusal anlar yaşatıyordu. Bu oyunda ise arkadaşlık bağlarını ve bazı noktalardaysa dışlanma duygusunu kullanarak size duyguları yoğun bir şekilde verip bunun üstüne hikâyeyi anlatıyor. Oyunda “iyilik ve kötülük” kavramları da sıklıkla kullanılıyor, bosslarla savaştıktan sonra çoğunun arka hikayesini öğreniyoruz ve içlerinde aslında iyiliğin hala var olduğunu ve yaşadıkları birtakım olayların onları bu noktaya getirdiğini görüyoruz bu da beni oyuna bağlayan faktörlerden biri oldu.

Ori’nin Evrimi

Hem teknik tarafıyla hem de oynadıkça yer yer içinizi ısıtan yer yer hüzünlendiren hikayesiyle, Ori oyuncuların dillerinden düşmeyen bir oyun haline geldi. Peki eğer Ori gerçekten bu kadar iyi bir oyunsa ilk oyunun adını niye bu oyun kadar duymadık. Bu sorunun cevabı gayet basit. Ben bizzat ilk oyuna da 2 saat şans veren bir insan olarak ilk oyunun da gayet başarılı bir oyun olduğunu söyleyebilirim. Ama aynı zamanda oynarken şunu fark ettim ki Moon Studios oyunculardan gelen geri bildirimleri çok iyi değerlendirip ilk oyunun üstüne çok fazla şey katmış. İkinci oyunun ardından ilk oyunu oynayınca oyun her ne kadar güzel bir oyun olsa da bana çok eksik hissettirdi. Bu sebeple de oyunu yarıda bıraktım. Şöyle ki ilk oyun da görsellik-müzik ikilisini çok iyi kullanıyor fakat oyunun mekanikleri çok yetersiz. İkinci oyunda oyunun “combat” kısmına çok büyük eklemeler yapılmış. İlk oyuna oranla çok ha fazla opsiyonunuz var savaşmak için, ayrıca yetenek ağacı sistemi de fazlasıyla çeşitlendirilmiş. Oyunun içinde sürekli “lan şu düşmana direk çekicimle mi girsem, ya da dur uzaktan ok yağdırmak daha mantıklı olur sanki” veya “şimdi bu bölgedeki düşmanlara karşı kabiliyetlerimi değiştirip çok daha rahat indiririm ya da direk parkur yapa yapa kurtulsam mı” gibi düşüncelere giriyorsunuz. Bu arada oyunun geliştirdiği bir diğer unsuru da haritası ve harita dizaynıydı, oyunun başlarında içinde sık sık kaybolsam bile ileriki kısımlarda hızlı seyahat noktaları sayesinde o dertten kurtulmam çok uzun sürmedi. Size naçizane tavsiyem eğer haritada ulaşmak istediğiniz bir yere ulaşamıyorsanız efsane parkur yeteneklerinizi bir kenara bırakıp başka bir yol aramanız olur 😀 Çünkü oyunun haritasında bazı yerlerine seviyeniz yetmediği veya gerekli kabiliyetlere sahip olmadığınızdan dolayı ulaşamayabiliyorsunuz. Kesinlikle size kabiliyetsiz demeye çalışmıyorum 😀 Oyunda ilerledikçe edindiğiniz, hareket alanınızı genişleten ve haritada bazı yerlere rahatça ulaşmanızı sağlayan yetenekler var. Bunu da oyunu oynarken çıldırmamanız adına söylemeden geçmeyeyim dedim 🙂

Hollow Knight’a Dişli Rakip

Son olarak da birkaç kişisel görüşümü ekleyeceğim. Genelde bir oyunun, özellikle de böyle çok yüksek bütçeleri olmayan indie oyunların başarılarını veya iyiliklerini ölçmek için bu oyunun benzerleriyle karşılaştırırız. Bu noktada Ori’yi karşılaştırabileceğim oyun sanırım Hollow Knight olur. Açıkçası bu noktada size yalan söylemeyeceğim, ben Hollow Knight’ı oynamadım. Sadece izlediğim birkaç videodan ve okuduğum bazı yorumlardan edindiğim bilgiler var elimde ve bunlardan yola çıkacak olursak Ori tahtı Hollow Knight’ın elinden almış gibi görünüyor.

Yazımı burada sonlandırıyorum. Umarım size oyun hakkında bazı fikirler verebilmişimdir. Oyunu oynamak isteyen takipçilerimiz için oyunun sistem gereksinimlerini de aşağıya bırakıyorum. Bir dahaki yazımda görüşmek üzere. Oyunla kalın 🙂

Ori and the Will of the Wisps Minimum Sistem Gereksinimleri

İşletim Sistemi: Windows 10

İşlemci: Intel Core i5-4460 @ 3.20GHz / AMD Athlon X4 880K

Ekran Kartı: GeForce GTX 950 / Radeon R7 370

Bellek: 8 GB RAM

Boş Depolama Alanı: 20 GB

Direct X Versiyonu: Directx 11

Ori and the Will of the Wisps Tavsiye Edilen Sistem Gereksinimleri

İşletim Sistemi: Windows 10

İşlemci: Intel Core i5-6600K @ 3.50GHz / AMD Ryzen 3 2200G

Ekran Kartı: GeForce GTX 970 / Radeon RX 570

Bellek: 8 GB RAM

Boş Depolama Alanı: 20 GB

Direct X Versiyonu: Directx 11

https://www.youtube.com/watch?v=nHVfZpixAhc

Son olarak da size oyunun oynanış fragmanını bırakıyorum. 🙂

Diğer oyun incelemeleri için sitemizi takip etmeyi unutmayın.

Buğra Kocadağ
Merhabalar, ben Buğra Kocadağ. 20 yaşındayım, İTÜ'de İnşaat Mühendisliği öğrencisiyim. Spor oyunlarından tut araba yarışı oyunlarına, büyük bütçeli rpg oyunlarından tut indie simülasyon oyunlarına, kısacası tüm oyun türlerine karşı bir ilgim olduğunu söyleyebilirim. Genelde ortaçağ temalı kılıç, kalkan, ok yeri geldiğinde de büyüler kullandığımız third person oyunları oynamaktan daha çok keyif alırım ama kaliteli cyberpunk evrenlerinde geçen FPS oyunlarına da hayır demem. Derin senaryolu oyunları çok severim, Witcher evrenine bayılırım. Bunların dışında yeni bir GeForce Now kullanıcısıyım. Sizler beni genellikle güncel oyunlar hakkında yazdığım incelemelerimle tanıyacaksınız. Rivyalı Geralt abimizin de dediği gibi wind is howling...