DİE YOUNG – Türkiye’deki Gizemli Bir Akdeniz Adasında Hayatta Kalma | Oyun İncelemesi

Bu yazıyı nasıl yazacağım diye kara kara düşünüyorum çünkü Die Young basit bir şekilde anlatılacak bir oyun değil. Çok güzel ve detaylı bir oyun. Ben anlatmaya, incelemeye başlasam günlerce buna devam edebilirim. Her şeyin ‘aç bitir’ olduğu bu dönemde oynamaktan da anlatmaktan da bıkmayacağımız oyunlara ihtiyacımız var ve bence Die Young bu oyunlardan biri. Yazıma da bu oyuna da bir şans tanıyın derim, iyi okumalar!

Die Young’dan Oyun İçi Manzara

Die Young ile Yollarımızın Kesişmesi

Öncelikle kısaca Die Young’a nasıl denk gelip, oynamaya başladığımı anlatmak istiyorum. Bunun sebebi, bir oyunu sevip alma sürecinin ve o süredeki düşüncelerin o oyun hakkında çok önemli bir bilgi değeri taşıdığını düşünmem. Hedef kitlesi, hangi ruh halinde oynandığı ve oyun hakkındaki mevcut genel kanı sadece oyunla oyuncu arasındaki tanışma sürecinde aslında açığa çıkar. Tabii bu her zaman tutmaz. Oyun tanıtıldığı gibi çıkmayabilir ya da kişi aslında kendini, sevdiği şeyleri o kadar iyi tanımıyor olabilir. Benim Die Young ile tanışma sürecim anlamlı (bilgi değeri taşıyan) şekilde olduğu için incelemeye değer buldum. Çok kötü bir laptop’um olduğu için oyun oynayamıyordum fakat izlemeyi çok severdim. İzleyerek sevdiğim, tam benlik dediğim oyunlardan biri de The Forest‘dı. Zaten açık dünya, keşif, hayatta kalma, korku ve bulmaca bunlar benim türlerimdi tamamen. Bulmaca olmasa da The Forest diğer tüm türleri kapsayan çok kaliteli bir oyun. Sonunda iyi bir laptop aldığımda ilk The Forest’ı alıp oynayacaktım. The Forest alıp oynamayı düşünürken o gün anasayfamda Die Young çıktı. Oyun kapağındaki ayçiçeği tarlasındaki ürkütücü adam oldukça ilgimi çekti ve oyunu incelemeye başladım.

İlgimi Çeken Karakter: Executioner (Ayçiçeği tarlası bekçisi de denebilr)

Die Young Oyununu Almaya İten Etkenler

  • Die Young’ı araştırırken Youtube’da Fedupsamania‘nın oynadığını gördüm. Başka oynayan doğru düzgün birini göremedim. Popüler bir oyun değil. The Forest ise çok popülerdi zaten çok önceden duymuş ve izliyordum. Bu sebeple popüler olan şeylerin itici gücü ve yeninin heyecanı hesaba katılırsa Die Young daha çok ilgimi çekti.
  • Zaten korku çok sevdiğim bir türdü fakat paranormal, ruhani bir korku oynamak istemiyordum. Die young bu yönden tutuyordu. The Forest ise ruhani bir korku olmasa da zamanla paranormalleşiyordu. Ormanda çıkan yaratıklar, mutantlar vs. gibi.
  • Evde pandemiden dolayı kapalı kalıp sıkıldığımız şu dönemde gerçekten ferah, uçsuz bucaksız bir haritada gezmek istiyordum. İnanılmaz doğasıyla Die Young bunu da karşılıyordu. Oysa The Forest’daki ada, Die Young’daki adaya göre çok daha kaba, kasvetliydi. The Forest tam olarak nerede geçiyor belli değil fakat Kanada’da olduğu düşünülüyor bilirsiniz oralarda da sert karasal iklim vardır ve hayvanları ve bitkileri de buna uygundur. Die Young ise sıcak ve sevimli pitoresk bir Akdeniz adasında geçiyordu.
  • İlk kez bir oyun alacaktım öyle büyük paralar dökmeye hemen alışmadan başlayamazdım. Alabilecek olsaydım örneğin bu minvalde olan harika oyunlardan biri Rust‘ı alırdım. O sıralar tam da steam’de indirim zamanıydı ve Die Young 32 tl yerine 14 tl’ydi.

Sonuç

Tabii ki Die Young vs. The Forest listesi yapmaya gelmedik buraya (belki ileride The Forest incelemesi yazar sonra da üstteki gibi ama detaylıca bu iki oyunu karşılaştırırım). Die Young’ı gördüğümde bu oyun neymiş diye bakarken yukarıdaki liste aklımda istemsiz oluşuverdi ve Die Young’ı satın almaya karar verdim. Ne kadar doğru bir seçim yapmışım! Sizin indirimi beklemenize gerek yok bir an önce alıp oynayabilirsiniz çünkü bu oyun kesinlikle 32 liradan çok daha fazlasını hak ediyor. Popülerliği de kesinlikle hak ediyor fakat sanırım bunda indie oyun olmasının etkisi var. Geliştiricisi olan IndieGala’ya baktım. Diğer oyunlarının da oynanabilir ama pek büyük ve kaliteli oyunlar olmadığını gördüm. Bu oyunu ise benzersiz bir seviyede. Zamanla popülerleşir mi bilemem ama incelememden sonra siz de bu tarz oyunları seviyorsanız kesinlikle kaçırmayın derim!

Oyunun Genel Yapısı – Spoiler’sız Bilgi –

Die Young; birinci şahıs bakış açısıyla oynanan, açık dünyalı, hayatta kalma, macera ve korku oyunu. Akdeniz’de bir adaya tatile gitmiş altı arkadaşın kaçırılıp, birbirlerinden ayrılıp, gözlerini su kuyusunun dibinde açmasıyla hayatta kalma ve birbirlerini arama maceraları başlıyor biz de bu gruptan biri olan Daphne rolündeyiz. Die Young’ın oynadıkça çözülen çok zengin bir hikayesi var. Oyun parkurları çok seviyor ve sürekli tırmanışlar, atlamalar yapmak gerekiyor. Zorluğu oyunun başında ayarlanabiliyor.

Die Young Oyun İçi Alınmış Parkurlu Bir Alan Fotoğrafı

Kamp Ateşi – Oyunu Kaydetme –

Doğadaki Kamp Ateşleri

Oyun kamp ateşleriyle kaydedilebiliyor. Kaydetmenin de iki türü var hızlı kaydetme ve manuel kaydetme. Hızlı kaydetme oyun kuyruğunun en başına o anki oyunu yazıyor yani bir sonraki oyunu açtığınızda ilk en son hızlı kaydettiğiniz yer açılıyor. Manuel kaydetme ise oyun kayıtları listesine empty game’lerin ya da önceden kaydedilmiş bir oyunun üzerine yazıyor. İleride tekrar oradan başlamak, oraya gitmek isterseniz istediğiniz yerlerde oyunu manuel de kaydedebilirsiniz. Kamp ateşleri oyun içinde belli yerlerde var ve üzerine geldiğinizde bahsettiğim kaydetmelerden yapabilirsiniz. Kamp ateşleri görüldüğü an zaten haritaya işlenmektedir o ateşleri tekrar bu şekilde bulabilirsiniz.

Craft Menüsünden Yapma

Kamp ateşini craft menüsünden yaparak da elde edebilirsiniz bunun için gerekli malzemelerin (bunun için odunun) yeterli miktarda olması gerekiyor. Bu şekilde craft menüsünden elde edilen kamp ateşiyle yalnızca hızlı kaydetme yapılabiliyor.

Otomatik Kaydetmeler

Bunların da dışında oyunda bazı otomatik kaydetmeler var. Bir görevi tamamen tamamladığınızda veya bir sığınak kullandığınızda oyun otomatik olarak hızlı kaydediliyor. Oyunun çok önemli yerlerinde ise otomatik olarak manuel kayıtlar oluşuyor.

Kamp Ateşinin Disabled Olması

Oyunu doğru yerlerde kaydetmek gerçekten önemli fakat bazı noktalarda kaydedersen sonsuz döngüye girip sürekli ölebilirsin. Oyun da bunu engellemek için bazı yerlerde kamp ateşlerini disabled (kullanılamaz) yapıyor. Ben 3-4 kez saydım sanırım. O uyarıyı gördün mü “Eyvah yandım, burası çok fena bir bölüm!” diyorsun zaten.

Antik Sığınaklar

Sığınaklar antik çağda yapılmış, oyun içi yeraltı geçitleri. Aynı kamp ateşleri gibi sığınaklar da bulunduğu an haritaya ekleniyor. Sığınaklar şu üç özellik için kullanılabilir: Hızlı Seyahat, Dinlenme (Uyku) ve Sandık.

Die Young Oyun İçi Antik Sığınak Uzaktan Görüntüsü

Hızlı Seyahat

Adadaki tüm sığınaklar yeraltı tünelleriyle birbirine bağlı. Daha önce gitmiş olduğunuz tüm sığınaklar arasından birine dilerseniz o an içinde bulunduğunuz sığınaktaki hızlı seyahat seçeneğiyle zamandan tasarruf ederek seyahat edebilirsiniz.

Dinlenme (Uyku)

Oyunun en sevdiğim kısımlarından biri çünkü Daphne’nin rüyalarını görürüz. Rüyaları da onu kişisel anlamda daha çok tanımamızı sağlıyor.

Bazen oyun saat akşam 9’u geçince geceyi güvenli geçirmek için bir sığınak bulmamızı istiyor (çok sık değil). Bu durumda sığınağı bulup uyuruz, rüyalar görürüz ve ertesi gün uyanırız. Eğer bulamazsak, dışarıda uyuruz ve bu güvensiz ortamda saldırıya uğrayıp oyunun sonuna geliriz. Sığınakları illa gece değil istediğimiz zaman uyku için kullanabiliriz. Bu şekilde tamamen sağlıklı olabiliriz ve ertesi sabah uyanırız. Oyun saatte yalnız bir kez uyumamıza izin veriyor. Diğer durumda o seçeneği kapatıyor.

Rüyasında Daphne – Oyun içi görsel –

Sandık

Ürettiğimiz eşyaları koymak için her zaman yeterli yerimiz olmayabiliyor. Sandık olarak istediğimiz eşyalarımızı sığınağa bırakıp herhangi bir diğer sığınakta da o eşyalarımızı dilersek tekrar yanımıza alabiliriz.

Sığınakların Hızlı Seyahat, Dinlenme ve Sandık Özelliği Menüsü

Sağlık

Oyunda sol altta genel sağlık göstergesi var. Bu hidrasyon (mavi) ve sağlık (kırmızı) şeklinde iç içe geçmiş iki halka şeklinde gösteriliyor. Su kaynakları (şelale, su pompaları, göl, çeşme vs.) doğada bulunabilir böylece aynı ateş ve sığınaklar gibi haritaya işaretlenir. Aynı zamanda içecekler ve meyveler de su ihtiyacının birazını karşılar. Aynı zamanda oyundaki canteen’i (matara) bulursanız da suyu ona depolayıp yanınızda taşıyabilirsiniz. Adada bulunan meyveler, hazır yiyecekler de açlığı geçirir aynı zamanda dediğimiz gibi su ihtiyacını da karşılar. Oyunda esas önemli olan hidrasyondur. Kızgın güneşli bir Akdeniz adasında olduğumuz ve sürekli atlayıp, koştuğumuz için su ihtiyacımız artar (su göstergemiz azalır). Tabii bunları etkileyen bir sürü etken var. Su seviyesi kritik seviyenin altına indiğinde görüşümüz bulanıklaşmaya başlar ve zaman içinde ölüme kadar gider.

Hidrasyonu Tükenmiş (Mavi Halka Hiç Yok) Kişinin Görüş Bulanıklığı

Yakıtlar

Oyunun ilerleyen süreçlerinde kullanılacak olan (çakmak bulunduktan sonra) malzemedir. Belli yerlerde yakıt depoları bulunur. Bunlar da aynı şekilde haritaya işaretlenir. Yakıtla gerekli malzemeler varsa el meşalesi (dal) ve molotof (bez ve boş şişe) yapılabilir.

Zaman

Ne kadar dikkat ettiysem de oyundaki zamanı çözemedim. Sonra da anlamlı bir şekilde işlemediğini öğrendim. Oyunda tam bir sabah akşam döngüsü bulunmuyor. Çok az geceye rastladım. Genelde hep sabah, öğlen saatlerinde oynuyoruz. Oyun geceyi de zaten barınakta geçirmemizi istiyor. Barınakta uyuyup uyanınca da sabah 8’de kalkıyoruz. Oyunda saatin kaç olduğunun ve neden öyle olduğunun bu sebeple çok önemi yok aslında. Önemli olan ne kadar süre geçtiği. Oyunda net bir şekilde gerçek

hayattaki zaman kullanılıyor. Yani gerçek hayatta geçen bir dakika oyunda da geçen bir dakika.

Harita

Kamp ateşi, su kaynağı, sığınak ve yakıt kaynaklarının haritaya otomatik eklendiğini söylemiştik. Oyunu zor yapan şeylerden biri haritanın tamamını hiçbir zaman göremememiz. Die Young’da harita, her biri adanın 512 metrekarelik bir bölümünü temsil eden karelere bölünmüştür. Haritayı kaydıramazsınız. Bu nedenle sadece bulunduğunuz yeri ve çevresindeki 512 metrekarelik bölümü o anlık görebilirsiniz. Oyunun başında eğer full haritaya bakmış olsanız, yanınızda olsa çok rahat oynanır fakat yeni yerler keşfetmenin tadı kalmaz. Kaybolup saatlerce bir yer aradığımı ya da en azından bir sığınakla karşılaşmayı çok istediğimi iyi bilirim. Bu çabaların da çok ayrı bir güzelliği var. Açık dünyalı oyunlarda asıl insanı oyuna kilitleyen noktalardan biri bu bence.

Haritadaki Herhangi bir 512 m’2lik Alanda Kamp Ateşi, Su Kaynağı, Sığınak ve Yakıt Kaynağı Gösterimi

Full haritayı buraya koyuyorum fakat oyunu buna bakarak oynamanızı önermem. Eğer oyunu oynamayı düşünüyor ve bu yazıyı okuyorsanız bu kısmı çok incelemeyiniz. Bu temel bilgiler ne kadar spoiler’sız olsa da aşağıdaki full harita fotoğrafı SPOİLER. Yine de belki ihtiyacınız olduğunda ya da oyunu bitirdiğinizde incelemek istersiniz.

Görevler

Oyunda yapılacaklar listesi, hikayede ilerlemek için yerine getirmemiz gereken tüm görevleri listeliyor. Liste üç alt kategoriye ayrılmıştır: Ana Görevler (“!” simgesi), İsteğe Bağlı Görevler (“?” simgesi) ve Tamamlanan Görev (“✓” simgesi). Oyunu tamamlamak için sadece ana görevleri (hatta hepsini değil) takip etmeniz yeterlidir. Haritada görev yerine göre yeşil işaretlemeler görebilirsiniz.

SPOİLER – Die Young Full Harita

Konusu -Spoiler’sız-

Daphne

Biz çok zengin ve hayatın tadını çıkarmaya çalışan Daphne adında bir genç kızız. Extrem sporlar denemiş, türlü partilere gitmişiz. Yine böyle bir eğlence ve macera peşinde yanımızda beş arkadaşımızla Türkiye yakınlarındaki bir Akdeniz adasına tatile gitmeye karar veriyoruz. Gitmeden önce biz de biraz endişeliyiz buraya giden resmi ulaşım araçları yok ve ada hakkında korkunç geleneksel birkaç söylenti duyuyoruz. Arkadaşlarımız “Öyle hep dedikodular olur korkma hadii ama çok macera dolu olacak” tarzı bir şeyler diyor ve kabul ediyoruz. Önce Türkiye’ye gidiyoruz oradan Türk bir denizci aracılığıyla bu adaya geliyoruz. En son adaya sarı şişme bir botla ulaşıyoruz.

Yüksek Sosyeteden Olan Ana Karakterimiz Daphne

Uyanış

Oyun başladığında yavaşça gözümüzü açtığımızda kendimizi bir su kuyusunun dibinde buluyoruz. Yerde kanlı ve yıpranmış el çizimi bir harita ve pusula buluyoruz. Ne olduğuna dair bir şey hatırlamıyoruz. Adada bir insan kaçakçısı bizi kaçırmış muhtemelen diyerek kuyudan çıkıyoruz. Arkadaşlarımız nerede hiçbir fikrimiz yok adlarını sesleniyoruz. Böylece bu manzaralarıyla büyüleyen adada maceramız başlıyor. Gerçekten başta keçi peşinde koşup, yusufçukları kovaladım. Doğası çok güzel bir ada. Doğadaki meyveleri yiyorum, hayvanları kesip ateşte pişirebiliyorum (hayvana binme sürme yok), yapıları keşfediyorum, metal ip gibi maddeleri topluyorum, el yapımı bıçak vs. yapıyorum. Bunları anlatmaya gerek yok bildiğiniz hayatta kalma işleri. Bundan sonra konu; adım adım bulunan mektuplarla, çizimlerle, tecrübelerle keşfedilebiliyor. Buralara spoiler’lı kısımlarda girebilirim ama kısaca bu adada farklı siyasi kirli bir düzen var ve biz ya bu düzene katılıyoruz ya da bu düzeni bozuyoruz diyebilirim.


Konusu – Spoiler’lı! –

Kavrayış

Yukarıda kaldığım yerden devam edeceğim. Biz (ben ve Daphne gibi hissettiğimden böyle kullanıyorum) kuyudan çıktıktan sonra arkadaşlarımızı ve bu adadan kaçmanın yollarını aramaya başlıyoruz. Adada kanlı, korkunç manzaralarla karşılaşıyoruz. Bunun arkasında ne olduğunu başta bilmiyoruz. Bazı yerlerde mektup, rapor, notlar veya çizimler buluyoruz. Bunlarla arkadaşlarımızdan, önceden bu adada kalanlardan, bu adadan kaçmaya çalışmış kişilerden ya da şu an bu adada çalışıyor durumda olan gibi gözüken adamlardan bilgiler alıyoruz. Sadece yazılı kaynaklardan ibaret değil tabii bulduklarımız. Antik eserler, ölmüş insanların kalıntılarını ve eşyalarını da buluyoruz. Ayrıca bazı adada yaşayan kişilerle de konuşup bilgi alabiliyoruz. Hepsi yavaş yavaş zihnimizi aydınlatıyor ve sonunda burada neler döndüğünü anlıyoruz.

Adadaki Korkunç Görüntülerden Biri

Gizli Anlaşma

Brother Number 1 isimli birisi sosyalist bir düzeni fiziksel anlamda gerçekten kurmak istiyor. Bir köy kuruyor ve herkes kapitalist sistemdeki her şeyi bırakıp burada eşitçe yaşamaya başlıyor. Daha sonra bunu geliştiriyor ve bu fikri adada gerçekleştirmeye karar veriyor. Bu Türkiye’deki Akdeniz adasında bağımsız bir sosyalist düzen kurmak için Türkiye hükümeti ile gizlice anlaşıyorlar. Bu anlaşma sayesinde adanın gizliliği korunuyor ve dışarıya varlığına dair hiçbir şey yansıtılmıyor. Adada her şeyi kendileri üretiyorlar. Ada başta temel olarak tarım ve madencilikle geçiniyordu.

Die Young’daki Sosyalist Düzenle İlgili Bir Çizim

Türkiye’nin Çöpçüsü

1980 yılında Türkiye askeri darbesi olunca Türkiye adaya siyasi suçtan sürgün etmek istediklerini kamyonlarla yollamaya başladı. Gazeteciler, düşünce adamları darbenin ertesi günü gözleri bağlanmış şekilde kendilerini yolda bulup gözlerini adada açıyordu. Daha sonra adada çalıştırılıyorlardı. Ardından 1986 yılında adada çok kötü bir deprem felaketi meydana geldi. Sonra tüm maden ocakları çöktü, zarar gördü. Madencilik faaliyetleri bitti ve artık sadece tarım da geçinmek için yeterli gelmedi. Bundan sonra işi bozdular ve bu ada Türkiye’nin çöpçüsü haline geldi. Uyuşturucu ve antik eşya kaçakçılığı veya siyasi mahkumları sürgüne alma gibi işlerle para kazanılmaya başlandı.

Die Young Poster Sosyalizm

Brother’lar

Adaya bir zaman sonra Brother Number 2 geliyor ve BN1’in çok yakın arkadaşı olup onun sağ kolu oluyor. Adaya en son da The Trial (sınama)’yı geçerek Brother Number 3 geliyor. Aslında adadaki vahşetin temellerini bir yandan da BN3 atıyor çünkü çok kötü bir adam. BN1’de bu sebeple aslında hiçbir zaman BN3’ü tam olarak sevmese de kabul etmek zorunda kalıyor. Adayı genel olarak Brother’lar yönetiyor.

Brother Number 3

The Trial (Sınama)

Zaten adada sürekli yüzü maskeli, eli joplu, arbaletli adamlar ve vahşi sokak köpekleri görüyoruz. Hepsi Brother’lara çalışıyorlar. Köpekler bile farklı gen çalışmalarıyla, çiftleştirmelerle oluşturulmuş. Bunların en vahşi ve kuvvetlileriyse Cujo. Aslında tüm bu korumalar adaya yabancı sokmuyorlar. Bu yüzden bir sürü kanlı görüntüyle karşılaşıyoruz zaten. Delirmek üzereyiz ve biz arkadaşlarımızı bulup bu adadan kaçmaya çalışıyoruz. Sürekli The Trial denen şeyi duyuyoruz. The Trial’ın da adımları var. Ne olduğunu çözmeye çalışırken bunun aslında direkt içinde olduğumuzu anlıyoruz. Boğalı kapının ardına geçtiğimizde zeytin toplayan, hepsi aynı giysiyi giymiş bir sürü insan görüyoruz. Bunlar bu sosyalist düzende yaşamak için adaya gelenler. Parayı vs. tüm kapitalist ıvır zıvırları verip bir kenara bırakıp burada doğayı, eşitliği buluyorlar. Fakat tabi buraya gelene kadar olan kanlı durumlardan vahşi köpeklerden hiçbir haberleri yok.

Köpek Deneyleri

Brother Number 1 ile İlk Konuşma

Oyunda High Tower’a ulaştığımızda bir telsiz buluyoruz ve The Trial’ı geçtiğimiz söyleniyor. Baştan beri o gördüğümüz adımları yaşıyormuşuz. Diğer arkadaşlarımızdan farklı olarak biz zorluklar karşısında bu doğada hayatta kalarak, pes etmeyerek, hala arkadaşlarımızı bırakmayarak vs. vs. ta buralara ulaşarak geçmiş oluyoruz. Bizim aramıza katıl benimle The Village’da buluş diyor telsizdeki kurucu.

High Tower’daki Telsizler

Düzene Katılmak

Burada oyunun olası 3 sonu var 1’i bu. Tabi bunun için bir bedel de ödüyoruz. En yakın arkadaşımızı yakıyoruz. Çünkü o bu düzene istese de uyamaz. Eğer BN1’ın dedikleri doğruysa çok kötülüklere göz yummuş, aldatmış, hilede bulunmuş vs. o dibine kadar kire batmış kurtarılamaz bize katılmak için bunu da geçmen lazım diyor. Bunu da yapıp yapmamak senin elinde. Bunu yapıp The Village’a BN1 ile buluşmaya gidersen oyunun bir sonuna geliyorsun. İçeceği için gözünü köyde açıyorsun artık bu köyde sen de sosyalist yaşamın içinde çalışıp yaşamaya başlıyorsun.

The Trial’ın Son Adımını Gerçekleştirme

Boyun Eğmemek

Diğer türlü bu adadan kaçmaya çalışıyorsun. Aradaki olayları anlatmaya tabiki ömür yetmez ama en son İbrahim’i bulduğumuzda bize bu adadan kaçış için şifreyi söylüyor telsiz kulesinde arkadaşlarına o şifreyi söylüyoruz. Tabii ki bu şifreyi alabilmek için de bir şey yaptık. Askeri yerde BN1’ın karargahında gizli bir duvardan İbrahim’in söylediği şifreyi girip buranın bürokratik gizli bilgilerinin olduğu dosyayı alıp mahkum İbrahim’e veriyoruz. O gelemiyor altın kalın bir kapının arkasında mahkum. Aralıktan veriyoruz bu dosyayı da. Daha tüm adadaki adamların toplandığı helikopterin gelme saatinde de yorulup hepsiyle kapışıp en son adadan kaçıyoruz. Elimizdeki telsizde de BN1 inanılmaz bir monolog sergiliyor. Kesinlikle o monolog bu sistemin içinde en masum insanın bile yürürken, yemek yerken en temel şeyleri yaparken bile aslında ne kötülüklere sebep olduğunu çok güzel anlatıyor. Telsizi fırlatıp atıp dönüyoruz ve tabi tüm haberleri kaplıyoruz. Bu adanın da foyası ortaya çıkıyor ve doğal olarak sonunu getirmiş oluyoruz. İbrahim’in de planı buydu zaten.

İbrahim’in Gizli Kasanın Şifresini Vermesi

Geç Kalmak

Olası diğer 3. son da kötü son diye geçiyor. “Helikopter ertesi gün saat 9’da gelecek o zaman Temple of Hope’da ol, tek şansın var geç kalma!” diyor telsiz kulesindeki İbrahim’in arkadaşları. Eğer 9’u geçirip oraya gidemezsem adadan kaçmaya çalıştığımın haberini alıyorlar orada bekliyorlar zaten. O saati geçirirsem beni yakalıyorlar ve mahkum ediyorlar tek kaçış şansını da kaçırmış oluyorum böylece.

Die Young’ın 3 Olası Sonu

Pitoresk Bir Ada

Ben oyunu 85 saat oynadım ama bunun çoğunluğu kırlarda koşmakla, harika manzaraları izlemekle geçmiştir. Adada o kadar çok hem doğal hem tarihi güzellikler var ki! Genel olarak Yunan ve Türk antik kültürünün karışımını taşıyor adadaki tarihi güzellikler. Tapınaklar, sığınaklar, kuleler hepsi bir harika. Bunların bitkilerle ve sevimli etrafta koşan hayvanlarla uyumu ise muazzam. Her mekanı tek tek işlemeyi çok isterdim fakat bu yazı beni oldukça yormaya başladı bu sebeple şuradan her yere tek tek bakabilirsiniz.

Die Young Manzara 1
Die Young Manzara 2
Die Young Manzara 3
Die Young Manzara 4

Bu Ada Gerçek Mi?

Keşke gerçek olsa demi… Maalesef kurgusal bir ada. Mekanlar ise gerçek yerlerden esinlenilerek yapılmış. Örneğin, oyundaki Kaya mezarları gerçek hayattaki Myra‘dan, oyundaki Tapınak Harabeleri gerçek hayattaki Tholos of Delphi‘den veya oyundaki Umut Tapınağı Parthenon‘dan. Adada ayrıca Türk imparatorluğunun altındaki ortaçağ dönemine dair çeşitli kalıntılar da var. Sahile yakın gözetleme kulesi ortaçağda düşman gemilerini uzaktan tespit etmek için yaygındı. Adada bulunan Gözcü Kulesi , Kıyı Kulesi ve Yüksek Kule bu kalıntılara örnek verilebilir.


Die Young’daki Harika Göndermeler

  • Brother’ların olması bize George Orwell’in 1984’ündeki Big Brother’ı anımsatıyor. Zaten rolleri de o şekilde bizi her an izleyip ne yaptığımızı biliyorlar. İbrahim’in bize verdiği şifre de “GOLDSTEİN”. Hatırlarsak 1984’de bu düzene karşı gelen karakter de Emmanuel Goldstein‘di.
  • Boss olan vahşi köpeğin adı Cujo. Bu isim Stephan King’in korkunç vahşi köpekli kitabı Cujo‘dan geliyor.
  • Temple Of Hope’daki çobanla konuşmamız 1980 darbesi ile ilgili o sıradaki durum hakkında güzel ve gerçekçi siyasi göndermeler içeriyor.
Die Young Boss Cujo

Son Yorum ve Teşekkürler

Bu oyunu ne kadar sevdiğimi bu yazıya verdiğim değerden anlayabilirsiniz. Keşke daha fazla vaktim olsaydı. Eğer henüz oynamadıysanız kesinlikle oynamanızı öneririm. Başlangıçta ilk doğru düzgün oynayabildiğim oyun olduğunu söylemiştim. Ona rağmen diğer onca güzel oyunu da heyecanla beklerken bu oyun beni 85 saat başına kitlemiş. Bu şekilde bile henüz oyunun tamamını bitirmedim %90’ı bitti. Sebebi bazı görevlerin fazla uzun gelmesi ve nerelerde bulunacağının belli olmaması. Rehber kullanmak gerekli gerçekten. Dediğim gibi manzaraların içinden çıkamadım en güzel yanı da oydu. Ekran görüntülerime bugün baktığımda sanki eski tatil fotoğraflarıma bakıyorum gibi tatlı bir his içimi kaplıyor. İyi ki böyle oyunlar var. Bize böyle oyunlar geliştiren, yayınlayan herkese çok teşekkürler. Bize böyle içerikler yazdırıp bunların farkına varmamızı sağlayan siz okuyuculara da ayrıca çok teşekkürler.

Buraya kadar gelen varsa eğer oyunla aynı isimdeki şu harika şarkıyı sizlere hediye etmek isterim. Görüşmek üzere!

Nilay İnel
Merhaba ben Nilay, Nilayvekediler, Lordanaksagoras, VapoRuB. Anlaşıldığı üzere şekil değiştiren bir gezginim. Hayvansever, lord bir filozof hatta viks adı olabilirim ve ben sanki atomlardan değil filmler, diziler, romanlardan oluşmuşum. Bu yüzden içimden koca dünyalar dökmeye buraya, aranıza geldim...