Anime dünyasında taşları yerinden oynatan, 2001 yılında hayatımıza giren o büyülü atmosferi hatırlıyor musunuz? Studio Ghibli’nin efsanevi kurucusu Hayao Miyazaki’nin başyapıtı Ruhların Kaçışı (Spirited Away), üzerinden on yıllar geçmesine rağmen hâlâ popüler kültürün en gizemli duraklarından biri olmayı sürdürüyor. Filmdeki pek çok detay yıllar içinde aydınlansa da, bazı sorular hayranların zihninde hep taze kaldı. Özellikle de o sessiz, maskeli ve bir o kadar da hüzünlü figür: Yüzsüz (No-Face).
https://www.youtube.com/watch?v=nxfHT7trXOYMiyazaki, Japonya’da yayınlanan bir televizyon programında bu ikonik karakterin aslında neyi temsil ettiğine dair hepimizi derin düşüncelere sevk eden bir açıklama yaptı. Bu açıklama, sadece bir film karakterinin kimliğini değil, aslında modern insanın toplumsal içindeki duruşunu da özetliyor. Biz de bu gizemi daha yakından incelemek istedik.
Ruhların Kaçışı Yüzsüz Neyi Tems Ediyor?
Miyazaki’nin ifadelerine göre Yüzsüz, aslında kendi benliği olmayan ve çevresindeki insanlara tutunarak var olmaya çalışan kişileri simgeliyor. Usta yönetmen, “Etrafınızda çok fazla ‘Yüzsüz’ insan var… Kendi benlik duygusuna sahip olmayan ama başkalarına takılıp kalan insanların her yerde olduğuna inanıyorum,” diyerek karakterin felsefi derinliğini ortaya koyuyor.
Bu aslında yeni bir itiraf değil, Miyazaki benzer bir yorumu daha önce de dile getirmişti. Ancak bu bilginin tekrar gündeme gelmesi, karakterin neden bu kadar etkileyici olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Yüzsüz, bir tanrı ya da korkunç bir canavar değil; o, topluma uyum sağlamak için başkalarının karakterini kopyalayan, kendi sesi olmayan bir yansıma.
No-Face Neden Konuşmuyor ve Neden Altın Veriyor?
Birçok izleyicinin merak ettiği “No-Face neden altın veriyor?” sorusunun cevabı da aslında bu benliksizlik durumunda yatıyor. Hamamdaki açgözlü ruhların arasına girdiğinde, onların en büyük arzusu olan altına bürünüyor. Onların ilgisini çekmek, sevgisini kazanmak ve bir yere ait olabilmek için çevresindekilerin yansıması haline geliyor. Konuşamaması ise kendi özgün düşüncelerine sahip olmayışını simgeliyor; ancak birini “yediğinde” o kişinin sesini ve huylarını taklit edebiliyor.
Chihiro ile olan bağı ise tam da bu noktada anlam kazanıyor. Chihiro, hamamdaki diğer karakterlerin aksine ondan altın veya rüşvet beklemiyor. Bu saf iyilik karşısında Yüzsüz, ilk kez yıkıcı bir açgözlülük yerine sessiz bir sadakati benimsiyor. Filmin sonunda Zeniba’nın yanında kalması, onun artık başkalarını taklit etmek zorunda kalmadığı, huzurlu bir aidiyet bulduğunu gösteriyor.
Kaonashi Anlamı ve Modern Dünya İle Bağı
Japonca’da “Kaonashi” olarak bilinen bu karakterin kelime anlamı doğrudan “Yüzsüz” demek. Ancak Miyazaki’nin de belirttiği gibi, bu yüzsüzlük fiziksel bir durumdan ziyade ruhsal bir boşluğu temsil ediyor. Günümüzün sosyal medya çağında, başkalarının hayatlarına özenerek kendi kimliğini unutan, popüler olanın peşinden sürüklenen bireylerin birer modern zaman Yüzsüz’ü olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz.
Ruhların Kaçışı filminin sonunda ne oluyor diye baktığımızda, aslında her karakterin kendi içsel yolculuğunu tamamladığını görüyoruz. Yüzsüz’ün bir canavardan, örgü ören sakin bir dosta dönüşmesi, doğru çevrede bulunmanın bir ruhu nasıl iyileştirebileceğine dair harika bir ders veriyor.
Sonuç olarak Miyazaki, en büyük başyapıtlarından birindeki en büyük gizemi çözerek bize şunu hatırlatıyor: Yüzsüz aslında biziz. Kendi benliğimizi bulamadığımızda, başkalarının arzularıyla beslenen o şeffaf figürlere dönüşme riskimiz her zaman var. Belki de bu yüzden, onca fantastik yaratık arasında bize en yakın gelen karakter her zaman o oldu.


Yorum (0)