Son zamanlarda pop kültür dünyasında hangi taşı kaldırsak altından aynı isim çıkıyor: Jacob Tierney. Rachel Reid’in New York Times çok satanlar listesinden düşmeyen queer hokey romantizmi romanlarını ekranlara taşıyan “Heated Rivalry”, 2025’in son günlerinde yayınlanmasına rağmen hâlâ HBO Max (yeni adıyla Max) listelerinin zirvesinde oturuyor. Jacob Tierney, çocuk oyunculuk yıllarından beri Kanada’nın bağrına bastığı bir isim olsa da “Letterkenny” ve “Shoresy” gibi yapımlardaki başarısını artık uluslararası bir fenomene dönüştürmüş durumda.
Dizinin hayranları büyük bir merakla Heated Rivalry 2. sezon ne zaman diye sormaya devam ederken, biz de Tierney’nin bu başarısının tesadüf olmadığını kanıtlayan eski bir cevheri, 2009 yapımı “The Trotsky” filmini tekrar gündeme getirmek istiyoruz.
Devrimci Bir Ergenin Portresi: The Trotsky Filmi Konusu Nedir?
Jacob Tierney imzalı “The Trotsky”, başrolünde bir diğer Kanada efsanesi Jay Baruchel’in yer aldığı, türünün tek örneği bir politik büyüme hikayesi. Hikayenin merkezinde, kendisinin siyasi devrimci Leon Trotsky’nin (gerçek adı Leon Bronstein) reenkarnasyonu olduğuna tüm kalbiyle inanan 17 yaşındaki Leon Bronstein bulunuyor. Leon, hayatını idolünün adımlarını birebir takip etmeye adamış durumda. Babasının fabrikasında açlık grevi yaparak işçileri sendikalaştırmaya çalışıyor, Trotsky’nin ilk evliliğini taklit etmek için kendisinden yaşça büyük Alexandra (Emily Hampshire) isminde bir kadının peşinden koşuyor ve devlet okuluna gönderildiğinde oradaki öğrenci birliğinin “gerçek bir sendika” olmadığını fark edince devrim ateşini yakıyor.
Jacob Tierney kimdir diye merak edenler için bu film, onun mizah anlayışını ve karakter derinliğini anlamak adına harika bir başlangıç noktası. “The Trotsky”, “Heathers”ın o karanlık ve iğneleyici mizahını, “Juno” gibi bağımsız gençlik filmlerinin samimiyetiyle harmanlıyor. Özellikle politik ideallerini keşfeden ama dünyanın gerçekleriyle henüz törpülenmemiş gençler için adeta bir başucu eseri niteliğinde.
Apati mi Yoksa Sadece Sıkılganlık mı?
Filmin en güçlü olduğu noktalardan biri, gençlerin dünyayı değiştirme arzusunu “ergenlik hevesi” diyerek küçümsemek yerine, bu ateşi ciddiye alması. Leon’un gözlüklerinin ardındaki o sarsılmaz inanç, bazen pop yıldızı hayranlığına benzeyen bir delilik sınırında geziniyor olsa da Leon’un kararlılığına hayran kalmamak elde değil. Jay Baruchel, kendisine “faşist” diyen yetişkinlere karşı sergilediği o zehir zemberek tavırla kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor.
Leon’un en büyük mücadelesi aslında okul yönetimiyle değil, akranlarının duyarsızlığıyla. En iyi gençlik komedi filmleri listelerinde genellikle romantik karmaşalar ön planda olurken, “The Trotsky” odağını “apati (duyarsızlık) vs. sıkılganlık” çatışmasına çeviriyor. Leon, arkadaşlarının aslında umursamaz olmadığını, sadece kendilerini adayacakları anlamlı bir yön bulamadıkları için sıkıldıklarını fark ediyor. Bu, günümüzün sosyal medya gürültüsü içinde kaybolan, sürekli bir bilgi bombardımanına maruz kalan ama eyleme geçme alanı bulamayan gençliği için de oldukça geçerli bir sosyolojik tespit.
Jay Baruchel’in En İyi Filmleri Arasında Bir Mücevher
Pek çok izleyici Jay Baruchel’i “How to Train Your Dragon” seslendirmesiyle ya da Seth Rogen ekibiyle çektiği komedilerle tanısa da, “The Trotsky” oyuncunun dramatik yeteneğini ve komedi zamanlamasını en saf haliyle sunduğu yapımlardan biri. Jacob Tierney’nin senaryosu, Leon’u sadece karikatürize bir devrimci olarak resmetmiyor; aksine onun kolektif bir şeyler başarma arzusunu valide ediyor. Mükemmelliğin, ilerlemenin düşmanı olduğunu hatırlatan film, toplu bir hareketin ancak herkesin kendi kapasitesince dahil olmasıyla mümkün olacağını savunuyor.
Eğer siz de “Heated Rivalry”nin o kendine has üslubunu sevdiyseniz ve yeni sezonu beklerken vaktinizi kaliteli bir yapımla değerlendirmek istiyorsanız, “The Trotsky” kesinlikle listenizde olmalı. Leon Bronstein’ın lise koridorlarında başlattığı o absürt ama bir o kadar da anlamlı devrim, bugün bile izleyiciye “Neden olmasın?” dedirtmeyi başarıyor. Jacob Tierney’nin filmografisindeki bu gizli hazine, dijital platformlarda keşfedilmeyi bekliyor.


Yorum (0)