ÇÜRÜMEK: AKIRA NISHIKIYAMA’NIN UZUN YOK OLUŞU

ÇÜRÜMEK: AKIRA NISHIKIYAMA’NIN UZUN YOK OLUŞU

Berkay Bağcı tarafından ·
Şubat 5, 2026

GİRİŞ – BAZI İNSANLAR HİÇ ÇÖKMEZ, BAZILARI ÇÖKERKEN KİMSE BAKMAZ

2006A01

Bazı insanlar kırıldığında ses çıkarır.
Bazıları bağırır.
Bazıları öfkeyle etrafı yakar ve herkes döner bakar.

Ama bazı insanlar vardır —
kırıldıkları fark edilmez.
Çünkü onlar bağırmaz.
Çünkü onlar sorun çıkarmaz.
Çünkü onlar “idare eder”.

Akira Nishikiyama işte bu tür bir insandır.

Onun trajedisi bir anda yaşanmaz.
Bir cinayetle, bir ihanetle, bir patlamayla başlamaz.
Onun hikâyesi zaman alan bir çürümedir.
Her gün çok küçük bir parça eksilir.
O eksilen parçalar kimsenin umurunda olmaz.
Ta ki ortada kurtarılacak bir şey kalmayana kadar.

Yakuza evreni güç üzerine kuruludur.
Ama bu gücün sessiz bir yan etkisi vardır:
Zayıf olanı eğitmez. Zayıf olanı tüketir.

Nishikiyama eğitilmez.
Nishikiyama korunmaz.
Nishikiyama fark edilmez.

O sadece bekler.

Ve beklemek, bu evrende ölümün yavaş biçimidir.


AYNI YETİMHANE, AYNI ÇATI, AYNI HAYAT – AMA AYNI DEĞER DEĞİL

Nishiki ile Kiryu’nun aynı yerden çıktığı söylenir.
Bu doğru ama eksiktir.

Evet, aynı yetimhanede büyürler.
Aynı yoksulluğu, aynı korkuyu, aynı erkeksizliği yaşarlar.
Ama çocuklukta bile aralarında görünmeyen bir fark vardır.

Kiryu vardır.
Nishiki olmaya çalışır.

Bu fark çok küçüktür.
O kadar küçüktür ki kimse ciddiye almaz.
Ama insanın hayatını belirleyen şeyler zaten küçük farklardır.

Kiryu susar ve bu “karizma” olarak okunur.
Nishiki susar ve bu “çekingenlik” olur.

Kiryu tereddüt etmez.
Nishiki düşünür.

Ve bu dünya düşünene değil, karar verene alan açar.

Nishiki bunu çok erken öğrenir:
Ne yaparsa yapsın, hep bir adım geriden değerlendirilecektir.

Bu bir rekabet değildir.
Bu bir yerleştirmedir.

Ve insan bir yere yerleştirildiğinde,
oradan çıkmak için kendini parçalamaya başlar.


GÖRÜLMEYEN EMEK: ÖFKE NASIL BİRİKİR

Nishikiyama çalışır.
Gerçekten çalışır.

Risk alır.
Karar verir.
Sorumluluk üstlenir.

Ama bu evrende emek sessizse görünmez.
Ve Nishiki’nin emeği sessizdir.

Başarı Kiryu’nun hanesine yazılır.
Güven Kiryu’ya verilir.
“Bu işi Kiryu halleder” denir.

Nishiki’ye ise hep aynı rol düşer:
yardımcı.

Yardımcı olmak bir süre sonra insanın içini kemirir.
Çünkü yardımcı olmak, asla merkez olmamaktır.

Ve merkezde olamayan insan,
zamanla kendini merkezin dışında hisseder.

Bu hissin adı öfkedir.
Ama bu öfke bağırmaz.
Bu öfke yumruk atmaz.

Bu öfke içeride çürür.


SEVİLMEK İSTEMEK VE BUNUN UTANCA DÖNÜŞMESİ

Nishikiyama sevilmek ister. Bu cümle, kulağa çok basit geldiği için kimse onun ağırlığını anlamaz. İnsanların çoğu, sevilmek istemeyi “normal” bir ihtiyaç sanır; sanki dile getirilince hafifleyecek, sanki kabul edilince çözülecek bir şeymiş gibi. Oysa Nishiki için bu ihtiyaç, bir yara gibi taşınır. Ve yaranın en acı veren tarafı, acıması değildir — utanmasıdır.

Çünkü Nishiki’nin yaşadığı dünyada sevgi bir ödül değildir; sevgi bir zafiyettir. Sevilmek istemek, güçlü olamamak demektir. Sevilmek istemek, birinin sana dokunmasına izin vermek demektir. Ve bu dünya dokunanı değil, dokunulmaz olanı yüceltir. Bu yüzden Nishiki, içinde büyüyen o basit talebi bile bir suç gibi saklar. Söylemez. Yazmaz. Ağzına bile almaz. Ama sakladığı her şey gibi, sevilmek istemesi de içeride büyür; büyüdükçe saf kalmaz, çürür.

Bir noktadan sonra mesele “sevilmek” olmaktan çıkar. Mesele “sevilmek istemiş olmak” yüzünden kendinden nefret etmeye dönüşür. Çünkü Nishiki, kendi içindeki çocuğu yakalamıştır; o çocuk hâlâ birinin ona dönüp “buradasın” demesini bekliyordur. O çocuk hâlâ onay arıyordur. O çocuk hâlâ bir omuz, bir söz, bir bakış arıyordur. Ve Nishiki o çocuğu gördüğü an, ona şefkat göstermez — onu cezalandırır. İçinde bir yer, o çocuğun sesini duyduğu her seferinde şunu fısıldar: “Kes sesini. Burada buna yer yok.”

İnsan bazen en çok kendini kırar. Çünkü kimsenin onu kırmasına izin vermeyecek kadar gururludur. Nishiki’nin gururu, onun mezarıdır. Yardım istemez; çünkü yardım istemek düşmektir. Sevilmek istemez; çünkü sevilmek istemek açık vermektir. Ama insan açık vermezse de sevilemez. Ve sevilemeyen insan, bir süre sonra sevmeyi de bırakır. Nishiki’nin içindeki sevgi, yavaş yavaş küle döner. Geriye sadece şu kalır: haklı çıkma arzusu.

Ve haklı çıkmak, sevgiden daha acımasızdır. Çünkü haklı çıkmak için birinin yanlış olması gerekir. Çünkü haklı çıkmak için birinin ezilmesi gerekir. Çünkü haklı çıkmak, insanın kendi acısını ancak başka birinin acısında doğrulayabilmesidir.

Nishiki en sonunda şunu ister: Sevilmek değil. Anlaşılmak değil. Affedilmek değil.
Sadece… “Bakın,” der içinden. “Ben de buyum. Ben de böyle bir şey olabiliyorum. Ben de can yakabiliyorum.”
Bu cümle, sevginin ölüsüdür.

YAVAŞ YAVAŞ KÖTÜLEŞMEK: AHLAKIN SESSİZCE ÇÖZÜLMESİ

Akira Nishikiyama’nın dönüşümünü anlamak isteyenlerin yaptığı ilk hata şudur:
Onu bir “karar anı” üzerinden okumaya çalışırlar. Sanki bir gün uyanmış, aynaya bakmış ve “artık kötü olacağım” demiş gibi. Oysa Nishiki’nin hikâyesinde böyle bir eşik yoktur. Onun ahlaki çöküşü bir kırılma değil, bir sızmadır. Yavaşça olur. Sessizce olur. Fark edilmez.

İnsan her gün biraz daha taviz verdiğinde bunu “geçici” sanır. Bugün idare eder, yarın düzelir. Bugün susar, yarın konuşur. Bugün görmezden gelir, yarın hesap sorar. Ama her “bugünlük” karar, insanın içindeki sınırları biraz daha siler. Nishiki’nin başına gelen tam olarak budur. Ahlak onun elinden zorla alınmaz; kendini koruyabilmek için yavaş yavaş bırakılır.

İlk başta yaptığı şeyler büyük değildir. Küçük yalanlar. Küçük manipülasyonlar. Küçük sertlikler. Kendine bile itiraf etmediği, “şartlar böyle” diyerek geçiştirdiği davranışlar. Çünkü insan, kendini hâlâ iyi biri olarak görmek ister. Nishiki de ister. Hâlâ “ben kötü biri değilim” demek ister. Ama bu cümle her tekrarlandığında biraz daha içi boşalır.

Ve bir noktadan sonra, iyi kalmak yorucu gelmeye başlar. Çünkü iyi olmak karşılık görmüyordur. Çünkü iyi olmak onu korumuyordur. Çünkü iyi olmak, onun hayatında hiçbir şeyi değiştirmemiştir. İşte bu noktada ahlak, bir erdem olmaktan çıkar; bir yük hâline gelir.

Nishiki’nin öfkesi burada doğar. Ama bu öfke patlayıcı değildir. Bu öfke bağırmaz. Bu öfke yumruk atmaz. Bu öfke, insanın kendisine duyduğu öfkedir. “Neden böyleyim?” sorusunun cevapsızlığıdır. Ve cevapsız kalan her soru, zamanla kine dönüşür.


GÜÇ: KURTULUŞ DEĞİL, BOŞLUĞUN ADI

Nishikiyama sonunda güce ulaştığında, dışarıdan bakıldığında her şey “yerine oturmuş” gibidir. Artık korkulan biridir. Artık emir verir. Artık insanlar ona bakarken gözlerini kaçırır. Ama bu noktada yapılan ikinci büyük hata şudur: Gücün onu iyileştirdiğini sanmak.

Güç, Nishiki’yi iyileştirmez. Güç, yalnızca içindeki boşluğu görünmez kılar.

Çünkü güç, cevap vermez. Güç sadece susturur. Ve Nishiki’nin ihtiyacı susturulmak değil, anlaşılmaktır. Ama bunu artık kendisi bile ayırt edemez. O noktada güç, onun için bir ilaç değil, bir uyuşturucu olur. Acıyı geçirmez; acıyı hissetmemeyi öğretir.

Ama hissedilmeyen acı kaybolmaz.
Birikir.
Sertleşir.
Zehirlenir.

Nishiki’nin sertliği, kararlılığı ya da zalimliği bir karakter gelişimi değildir. Bu, hissizleşmenin dışavurumudur. İnsan bir süre sonra bir şey hissetmediğinde, var olduğunu kanıtlamak için daha uç davranışlara yönelir. Daha sert olur. Daha acımasız olur. Daha tehlikeli olur. Çünkü başka türlü kendini hissedemez.

Ve işin en karanlık yanı şudur:
Bu hâliyle bile Nishiki mutlu değildir.
Tatmin değildir.
Huzurlu değildir.

Güç, ona istediğini vermemiştir. Çünkü onun istediği şey hiçbir zaman güç değildir. Onun istediği şey en başından beri şudur: yerinin olması. Ama güç, yer vermez. Güç sadece alan açar. Ve Nishiki o alanda tek başına kalır.


PİŞMANLIK: GEÇ GELEN, HİÇBİR ŞEYİ KURTARMAYAN DUYGU

Pişmanlık Nishikiyama’ya erken gelmez. Çünkü erken gelseydi belki bir şeyler değişebilirdi. Onun pişmanlığı, artık geri dönülecek hiçbir yer kalmadığında gelir. Ve bu yüzden bir çözüm değil, bir işkence olur.

Pişmanlık, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir duygudur. İnsanlar pişmanlığı bir arınma gibi görür. Oysa pişmanlık çoğu zaman sadece farkındalıktır. Ve farkındalık, eğer geç geldiyse, insanı kurtarmaz — daha çok acıtır.

Nishiki geçmişine baktığında şunu görür:
Başka biri olabilirdi.
Başka bir yol mümkündü.
Ama o yol, onu tutacak biri olmadığı için kapanmıştır.

Bu noktada pişmanlık, öfkeyle birleşir. Ama bu öfke dışarıya yönelmez. Çünkü artık dışarıda suçlayacak kimse yoktur. Kiryu bile bu noktada bir düşman değil, bir hatırlatmadır. “Olunabilecek olan”ın canlı bir örneğidir. Ve bu, Nishiki için dayanılmazdır.

İnsan en çok neye dayanamaz biliyor musun?
Kendi hayatının alternatif versiyonuna.

Nishiki, Kiryu’ya baktığında sadece bir kardeş görmez. Kendi kaybettiği ihtimali görür. Ve bu ihtimal, onun içini kemiren bir pişmanlığa dönüşür. Ama bu pişmanlık onu yumuşatmaz. Aksine daha da sertleştirir. Çünkü yumuşamak artık bir lüks gibidir. Çünkü yumuşarsa, tamamen dağılacağını bilir.


YALNIZLIK: KALABALIĞIN ORTASINDA BOĞULMAK

Nishikiyama’nın yalnızlığı, klasik bir yalnızlık değildir. Bu bir “kimsem yok” yalnızlığı değildir. Bu, herkesin içinde olup kimseyle temas edememe yalnızlığıdır. En ağır olanıdır.

Etrafında insanlar vardır. Adamları vardır. Astları vardır. Korkanlar vardır. Ama kimse onunla gerçekten konuşmaz. Çünkü kimse onun ne olduğunu değil, ne işe yaradığını önemser. Ve insan bir süre sonra şunu fark eder: İşe yaradığın sürece varsındır.

Bu fark ediş insanın içini boşaltır. Çünkü sevilmek değil, kullanılmak kalır geriye.

Nishiki’nin yalnızlığı burada zirveye ulaşır. Artık yardım isteme ihtimali bile yoktur. Çünkü yardım istemek için önce birinin seni tutabileceğine inanman gerekir. O inanç çoktan ölmüştür. Ve insan, inancını kaybettiğinde yalnız kalır — ne kadar kalabalıkta olursa olsun.

ERKEKLİK, SESSİZLİK VE İÇTEN İÇE ÇÖKEN ADAMLAR

Nishikiyama’yı asıl yok eden şey, yalnızca kişisel başarısızlıkları değildir. Onu bitiren şey, içinde yaşadığı dünyanın erkeklik anlayışıdır. Yakuza evreni, erkekliği sessizlikle eş tutar. Konuşmayan güçlüdür. Hissetmeyen dayanıklıdır. Yardım istemeyen “adam”dır. Bu mit, dışarıdan bakıldığında sertlik ve onur gibi kavramlarla süslenir ama içeride çok daha karanlık bir işlev görür: erkekleri duygusal olarak yalnızlığa mahkûm eder.

Nishiki bu dünyanın çocuğudur. O da susması gerektiğini öğrenir. O da acıyı göstermemesi gerektiğini öğrenir. O da kırıldığında dişini sıkmayı, kaybettiğinde dik durmayı, korktuğunda öfkeyle örtmeyi öğrenir. Ama herkes bu yükü aynı şekilde taşıyamaz. Bazı insanlar sessizlikte güçlenir, bazıları ise sessizlikte çürür.

Nishiki ikinci gruptadır.

Onun sorunu duygusal olması değildir. Onun sorunu, duygularını ifade edebileceği tek bir güvenli alanın bile olmamasıdır. Erkekliğin bu sert formu, ona şunu öğretir: Eğer zayıflığını gösterirsen, sistem seni ezer. Eğer korkunu belli edersen, kimse seni ciddiye almaz. Eğer yardım istersen, değersizleşirsin. Ve böylece Nishiki, kendi iç dünyasını bir hücre gibi kapatır. Kimse giremez. Kendisi bile.

Ama kapatılan her duygu, içeride daha da yoğunlaşır. Bastırılan her korku, daha sonra öfke olarak geri döner. Ve bastırılan her pişmanlık, zamanla kendinden nefret üretir. Nishiki’nin sertliği, bu bastırılmış duyguların dışavurumudur. O bağırmaz, ama serttir. Ağlamaz, ama yıkar. Yardım istemez, ama yakar.

Bu erkeklik miti, Nishiki’yi ayakta tutmaz. Onu yalnızlaştırır. Ve yalnızlık, bu dünyada bir adamın başına gelebilecek en tehlikeli şeydir.


KİRYU: AYNA DEĞİL, SÜREKLİ BİR AŞAĞILANMA

Kiryu’nun varlığı Nishikiyama için bir kardeşlik hikâyesi değildir. Bu, dışarıdan bakınca söylenmesi kolay bir şeydir: “Kardeş gibiydiler.” Evet. Ama bazı kardeşlikler insanı büyütmez; insanı küçültür. Çünkü kardeşlik bazen eşitlik değildir. Bazen sürekli kıyaslanmaktır. Bazen sürekli gölgede kalmaktır. Bazen her iyi niyetin bile seni biraz daha görünmez kılmasıdır.

Kiryu bir “iyi adam”dır. Ama Nishiki’nin gözünden bakınca, Kiryu aynı zamanda yürüyen bir hüküm cümlesidir. Kiryu’nun sessizliği, Nishiki’ye her seferinde şunu söyler: “Sen fazla konuşuyorsun.” Kiryu’nun kararlılığı şunu söyler: “Sen tereddüt ediyorsun.” Kiryu’nun herkes tarafından kabul edilmesi şunu söyler: “Sen ancak idare ediliyorsun.”

Bunun en kirli tarafı şudur: Kiryu bunu bilerek yapmaz. Kiryu’nun masumiyeti, Nishiki’nin yarasını daha da derinleştirir. Çünkü kötü bir düşmandan nefret etmek kolaydır. Ama seni istemeden ezen birini affetmek imkânsıza yakındır. Kiryu’nun varlığı Nishiki’ye sürekli bir alternatif hayat gösterir: “Bak, böyle olsaydın sevilirdin.” Ve bu cümle, Nishiki’nin içinde bir testere gibi çalışır.

Kiryu onun için bir umut değildir. Kiryu bir örnek değildir. Kiryu bir yol gösterici değildir.
Kiryu, Nishiki’nin başına çöken “olman gereken” fikrinin beden bulmuş hâlidir.
Ve insan, olması gereken hâline her gün bakmak zorunda kaldığında, zamanla kendi varlığından iğrenmeye başlar.

En sonunda Kiryu’yu görünce Nishiki’nin içinde bir şey kırılmaz — zaten kırılmıştır. Sadece o kırık yer tekrar tekrar kanar. Ve bu kanama, bir noktada duygusal olmaktan çıkar; varoluşsal olur. Nishiki, Kiryu’nun yanında artık bir insan değil, bir eksik listesi gibi hisseder: “Şu yok, bu yok, bu da yok.”
Ve insan kendini eksik listesine indirgediğinde, bir süre sonra kendini tamamlamak için değil… başkalarını eksiltmek için yaşar.

ARA BÖLÜM: İÇ MONOLOG / GERİ DÖNÜŞ YOK

“Artık Düzelse Bile Silinmeyecek”

Belki de en kötüsü şu değil: kötüleşmek
en kötüsü şu: kötüleştiğini fark ettiğin hâlde duramamak
çünkü durmak için önce kendine inanman gerekir
kendine inanmak için önce birinin sana inanmış olması gerekir
o biri hiç gelmedi
kimse gelmedi
kimse “tamam, dur” demedi
kimse “burada değilsin” demedi
kimse “senin de bir yerin var” demedi
ve sen yıllar boyunca kendine bir yer açmaya çalışırken her şeyi biraz daha kırdın
kırdıkça geri dönüşsüz oldun
geri dönüşsüz oldukça sertleştin
sertleştikçe seni artık tutabilecek kimse kalmadı
tutabilecek kimse kalmadığında haklı çıktın
bak dedin içinden
bak işte
ben de buyum
ben de böyle olabiliyorum
ve o an bir şey oldu
o an artık mesele sevilmek değildi
mesele affedilmek değildi
mesele anlaşılmak değildi
mesele sadece şu oldu
“beni artık kimse kurtaramaz”
ve bunu bilmek
bu bilginin içinde yaşamak
bu bilginin sabahları seninle uyanması
bu bilginin geceleri seninle yatması
insanı çıldırtır
çünkü bazı insanlar için umut, yaşamın oksijenidir
oksijen kesilince bağırmazsın
sadece yavaş yavaş morarırsın
ve kimse morarmayı dramatik bulmaz
kimse morarmayı fark etmez
ta ki yere düşene kadar
ama yere düştüğünde bile herkes başka tarafa bakar
çünkü düşen insan bir suçtur
çünkü düşen insan “hata”dır
çünkü düşen insan başkalarına şunu hatırlatır
herkes düşebilir
sen de düşebilirsin
o yüzden kimse bakmaz
bakmadıkça daha çok düşersin
ve bir noktada artık düşmek bile bir eylem olmaktan çıkar
sadece… olursun
düşüş olursun
kayıp olursun
kötülük olursun
ve en acısı şu:
sonra düzelsen bile
sonra iyi olmaya çalışsan bile
sonra geri dönmek istesen bile
yaşananlar silinmez
çünkü bazı hayatlar bir kere yandığında
yangının izi hep kalır


ÖLÜM: KEFARET DEĞİL, TÜKENMİŞLİK

Nishikiyama’nın ölümü çoğu zaman romantize edilir. Bir fedakârlık gibi anlatılır. Bir kefaret gibi sunulur. Oysa bu okuma, gerçeğin sertliğini yumuşatır. Nishiki’nin ölümü bir arınma değildir. Bu bir kurtuluş hiç değildir. Bu, artık devam edemeyen bir insanın durmasıdır.

O noktada Nishiki yaşamaktan vazgeçmez çünkü ölmek ister. O noktada Nishiki yaşayamıyordur. İçeride taşıdığı pişmanlık, öfke ve yalnızlık artık sürdürülebilir değildir. İnsan her şeyi kaybedebilir ama bir şeyle yaşamayı sürdüremez: kendinden nefretle.

Nishiki’nin ölümü, “hatalarını telafi etmek” için değildir. Çünkü bazı hatalar telafi edilemez. Bazı yollar, geri dönülmez şekilde kapanır. Nishiki bunu bilir. Ve bu bilme hâli, onu durduran şeydir. Devam etmek için bir neden kalmamıştır. Ne güç, ne intikam, ne kardeşlik, ne sistem…

Sadece yorgunluk vardır.

Ve bu yorgunluk, en ağır yorgunluktur. Çünkü fiziksel değildir. Ruhsal değildir. Bu, varoluşsal bir tükeniştir.


200BA81

NISHIKIYAMA BİR KARAKTER DEĞİL, BİR UYARIDIR

Akira Nishikiyama’yı bu kadar acı verici kılan şey, onun ne kadar tanıdık olmasıdır. O, aşırı uçta bir canavar değildir. O, başarısız bir adam karikatürü değildir. O, birçok insanın içten içe yaşadığı bir sürecin uç noktasıdır.

Görülmeyen emek.
Karşılıksız sadakat.
Bastırılan ihtiyaçlar.
Konuşulamayan korkular.
Ve sonunda gelen yabancılaşma.

Nishiki, bir sistemin içinde tutunamayan herkesin hikâyesidir. “Biraz daha dayansaydım” diyenlerin, “bir kez olsun fark edilseydim” diye düşünenlerin, “başka biri olabilirdim” ihtimaliyle yaşayanların hikâyesidir. Bu yüzden rahatsız edicidir. Bu yüzden unutulmazdır. Çünkü o bir karakter değil, bir olasılıktır.

Ve belki de en korkutucu şey şudur:
Nishikiyama, kötü olduğu için kaybolmaz.
Nishikiyama, kimse onu zamanında tutmadığı için kaybolur.

SON NOKTA: DURMAK

Ve sonra, bir noktada, her şey durur.

Bu duruş dramatik değildir. Büyük bir aydınlanma yoktur. Büyük bir kurtuluş hissi yoktur. Sadece yorgunluk vardır. Artık devam edecek enerji kalmamıştır. Nishikiyama’nın ölümü, bu yüzden bir “son” değil, bir duraklamadır. Devam edememenin kabulüdür.

Bu ölüm, bir mesaj değildir. Bir ders değildir. Bir arınma hiç değildir. Bu ölüm, yalnızca şunu söyler: Herkes dayanamaz. Herkes bu kadar yükü taşıyamaz. Ve bazı insanlar, yardım edilmediğinde kaybolur.


NEDEN BU KADAR ACI VERİCİ?

20C87D1

Nishikiyama’nın hikâyesi bu kadar acı verir çünkü tanıdıktır. O, uç bir örnek değildir. O, potansiyeldir. Yanlış zamanda yanlış yerde kalmış herkesin potansiyeli. Yeterince görülmemiş herkesin ihtimali. “Bir şeyler farklı olabilirdi” diyen herkesin karanlık ihtimali.

Onu izlerken rahatsız oluruz çünkü kendimize bakarız. Çünkü onun hikâyesinde, bastırdığımız sorular vardır:
“Ya ben de tutunamazsam?”
“Ya ben de görünmezsem?”
“Ya ben de içten içe çürüyorsam?”


FİNAL: UMUT İHTİMALİ BIRAKMADAN

Bu yazı bir “ders” değil. Bu yazı bir “karakter analizi” bile değil. Bu yazı, birinin nasıl kaybolduğunu kayıt altına almak. Çünkü Nishikiyama’nın hikâyesi, romantik bir trajedi gibi okunup bitirilecek bir şey değil; daha çok bir otopsi raporu gibi. Burada güzel cümleler yok. Burada kapanış yok. Burada “ama yine de” yok.

Akira Nishikiyama kötü olduğu için düşmedi. Onun düşüşü bir seçim gibi anlatılırsa, herkes rahatlar: “Seçti, oldu.” Böylece dünyanın adaletsizliği görünmez olur. Oysa gerçek daha kirli: Nishiki, tutulmadığı için düştü. Görülmediği için düştü. İhtiyaçları utanca dönüştüğü için düştü. İyi kalmanın ona hiçbir şey kazandırmadığını gördüğü için düştü. Ve düştüğünde kimse onu kaldırmadı.

En acı cümle şudur: Belki başka biri olabilirdi. Ama “belki” hiçbir şeyi kurtarmaz. Çünkü bazı “belkiler” sadece insanı daha fazla parçalar. Nishiki’nin hikâyesini izlerken içimizdeki en rahatsız edici duygu şudur: Bu sadece onun başına gelmedi. Bu, sistemin içinde sessizce ezilen herkesin başına gelebilir. Ve çoğu zaman oluyor da.

Bu yüzden Nishikiyama bir karakter değil, bir uyarı değildir bile. Uyarı, hâlâ bir şeyi durdurabileceğini varsayar.
Nishikiyama daha çok şunu söyler: “Bazı şeyler durdurulmaz. Bazı insanlar zamanında tutulmaz. Ve tutulmayan insanlar, en sonunda kendilerini de başkalarını da yakar.”

Son söz yok. Çünkü bazı hikâyelerin sonu olmaz. Bazı çöküşler “biter” gibi görünür ama geride kalanlar için bitmez. Ve bazı kayıplar, bir kere yaşandığında artık şunu öğretir: dünyada her şeyin telafisi yoktur.

Bu bir trajedi değil.
Bu, bir ihmal kaydı.
Ve ihmal edildiğinde, insan kaybolur.

205DAB1

Berkay Bağcı

Berkay Bağcı

Rüyalardan, hayallerden ya da gerçekleştiğine inandığım olaylardan hikâyeler dokuyorum. Gerçek olup olmadıklarından emin değilim.

Yorum (0)