Marvel evreni bugün popüler kültürün en sarsılmaz kalelerinden biriyse, bunu büyük oranda Stan Lee’nin bitmek bilmeyen hayal gücüne borçluyuz. Jack Kirby ve Steve Ditko gibi efsanevi çizerlerle omuz omuza vererek yarattığı karakterler, bugün sinema salonlarını dolduran milyonların sevgilisi haline geldi. Örümcek Adam’dan Fantastik Dörtlü’ye kadar uzanan bu devasa listede, X-Men’in yeri her zaman bambaşka oldu. Ancak bizlerin “X-Men” olarak bildiği ve bağrına bastığı bu mutant ekibi, eğer Stan Lee’nin ilk planı kabul görseydi bugün çok daha farklı, hatta biraz daha “düz” bir isimle anılacaktı.

Stan Lee’nin 2003 yılında paylaştığı ve X-Men’in kökenlerine ışık tutan hikâyeye göre, ekibin 1963’teki ilk çıkışında kafasındaki isim aslında “The Mutants” (Mutantlar) imiş. Kulağa oldukça mantıklı geliyor, değil mi? Sonuçta hikâyenin merkezinde genetik mutasyon sonucu özel güçler kazanan bireyler var. Ancak dönemin yayıncısı Martin Goodman, bu isme oldukça ilginç bir sebeple karşı çıkmış. Lee, yayıncısının “Stan, kimse mutantın ne demek olduğunu bilmez ki!” dediğini anlatıyor. Bizim için bugün çok doğal olan bu terimin, o yıllarda okuyucu kitlesi tarafından anlaşılmayacağı korkusu, çizgi roman tarihinin en ikonik isimlerinden birinin doğmasına vesile olmuş.
X-Men İsmi Nereden Geliyor?
Yayıncısından ret cevabı alan Stan Lee, pes etmek yerine ofisine dönüp yeni bir isim aramaya başlamış. Ekibin lideri Profesör Charles Xavier’ın ismindeki “X” harfinden ve karakterlerin sahip olduğu “ekstra” (extra) güçlerden yola çıkarak “X-Men” ismini önermiş. İşin komik tarafı ise yayıncının bu ismi hemen kabul etmesi. Lee bu durumu yıllar sonra bile hayretle anlatıyor: “Eğer insanlar mutantın ne olduğunu bilmiyorlarsa, X-Men’in ne olduğunu nereden bileceklerdi? Ama yayıncım ismi sevdi ve biz de yolumuza devam ettik.”
Bu isim değişikliği sadece bir pazarlama tercihi değil, aynı zamanda Marvel evrenindeki ilk mutantlar için bir kimlik haline geldi. Bugün pek çok hayranın merak ettiği “X-Men’in kurucusu kim?” sorusunun cevabı hem hikâye içinde Profesör X, hem de gerçek dünyada Stan Lee ve Jack Kirby ikilisidir. Ekip, 1963’teki ilk sayısıyla okuyucuyla buluşsa da, asıl büyük patlamasını ve bugün bildiğimiz popülerliğini 1975 yılındaki Giant Size X-Men #1 sayısına borçlu.

Yaratıcı Bir Tembellik: Neden Radyoaktif Örümcekler Yok?
Stan Lee, X-Men’i yaratırken sadece isim konusunda değil, karakterlerin güçlerini kazanma biçimi konusunda da oldukça dürüst davranıyor. Biz Marvel hayranları genellikle karmaşık laboratuvar kazalarına veya kozmik ışınlara alışığızdır. Ancak Lee, X-Men’de işin “kolayına” kaçtığını itiraf ediyor. Her karakter için ayrı bir radyoaktif örümcek ısırığı veya gama bombası patlaması kurgulamak yerine, “Doğuştan böyleler işte” demenin çok daha pratik olduğunu fark etmiş.
“Mutant ne demek?” sorusu aslında biyolojik bir değişimi ifade etse de, Lee için bu terim, hikâye anlatımında büyük bir özgürlük alanıydı. Karakterlerin güçlerini açıklamak için sayfalarca bilimsel (veya sözde bilimsel) altyapı kurmasına gerek kalmamıştı. Bu “yaratıcı tembellik”, aslında toplumsal dışlanma ve farklılıklar üzerine kurulu, derinliği olan bir alt metnin temelini attı. X-Men, sadece süper kahramanlık yapan bir grup değil, aynı zamanda dünyada kendilerine yer arayan azınlıkların bir sembolü haline dönüştü.
X-Men’in Sinema Yolculuğu ve Geleceği
Çizgi roman dünyasındaki bu devrim, 2000’li yılların başında sinemayı da kökten değiştirdi. Fox’un vizyona soktuğu ilk X-Men filmi, bugün izlediğimiz devasa süper kahraman filmleri furyasının fitilini ateşleyen en önemli yapı taşlarından biriydi. Eğer o dönem Cyclops, Wolverine ve Storm gibi karakterler beyaz perdede bu kadar başarılı olmasaydı, muhtemelen bugün bir Marvel Sinematik Evreni’nden (MCU) bahsediyor olmazdık.
Şimdilerde ise gözümüz kulağımız Marvel Studios’un üzerinde. Jake Schreier tarafından yönetilecek olan yeni X-Men filmi için hazırlıklar sürerken, bir yandan da X-Men ’97 dizisinin ikinci sezonuyla nostalji rüzgarları estirmeye devam ediyoruz. İster “The Mutants” olsun ister “X-Men”, bu ekibin popüler kültürdeki sarsılmaz yeri değişmeyecek gibi görünüyor. Stan Lee’nin o günkü “tembel” ama dhiyane çözümü, bugün milyarlarca dolarlık bir efsaneye dönüşmüş durumda.


Yorum (0)