Anya Taylor-Joy denince pek çoğumuzun aklına hala o keskin bakışları ve The Queen’s Gambit dizisindeki unutulmaz satranç hamleleri geliyor. Ancak genç yıldız, son birkaç yılda rotasını bambaşka bir yöne, tozlu yollara ve distopik geleceklere kırdı. Özellikle Tom Hardy’nin başrolünde olduğu o efsanevi modern klasiğin öncesini anlatan son filmi, vizyondaki sessizliğini streaming platformlarında bozarak yeniden gündeme oturdu. Bahsettiğimiz yapım, elbette Chris Hemsworth’ün de devleştiği Furiosa: Bir Mad Max Destanı.
Çöllerin Kraliçesi Streaming Platformlarında Yeniden Doğuyor
Charlize Theron’un hayat verdiği ikonik Furiosa karakterinin gençliğini izlediğimiz bu film, şu sıralar dünya çapında Netflix listelerinde fırtınalar estiriyor. Türkiye’deki izleyicilerin de yoğun ilgi gösterdiği yapım, vizyonda beklenen o devasa patlamayı yapamamış olsa da ev sinemasında gerçek değerini bulmuş gibi görünüyor. George Miller’ın o kendine has, kaotik ve bir o kadar da sanatsal aksiyon dili, küçük ekranlarda bile izleyiciyi avucunun içine almayı başarıyor.
Bizce bu durumun en büyük sebebi, Mad Max: Fury Road ile kurulan o muazzam evrene duyulan özlem. Peki, Furiosa: Bir Mad Max Destanı Fury Road’dan önce mi geçiyor? Evet, film bizi yaklaşık 15 yıl geriye götürerek Furiosa’nın nasıl o sert ve kararlı lidere dönüştüğünü adım adım gösteriyor. Miller, Mel Gibson’lı orijinal üçlemeden beri süregelen o vahşi dünyayı, bu kez Anya Taylor-Joy’un etkileyici performansıyla taçlandırıyor.
Gişedeki Talihsizlik ve Kalite Çelişkisi
Sinema dünyasında bazen taşlar yerine oturmayabiliyor. 168 milyon dolarlık devasa bütçesiyle Furiosa, Warner Bros.’un 2024’teki en büyük kozlarından biriydi. Ancak film gişede 174 milyon dolar civarında kalarak yapımcılarını biraz üzdü. Hollywood matematiğinde bir filmin kâr etmesi için bütçesinin en az iki katını çıkarması gerektiğini düşünürsek, bu durum bizi oldukça şaşırtıyor. Çünkü karşımızda hem eleştirmenlerden tam not almış hem de görsel işçiliğiyle büyüleyen bir başyapıt duruyor. Belki de izleyici, bu epik hikayeyi keşfetmek için koltuğuna kurulup dijital platformlara gelmesini beklemeyi tercih etti.
Anya Taylor-Joy’un Diğer Gizli Cevheri: The Gorge
Eğer “Anya Taylor-Joy filmleri bana yetmiyor, daha fazla bilim kurgu lazım” diyorsanız, radarınıza almanız gereken bir başka yapım daha var: The Gorge. Scott Derrickson’ın (Doctor Strange) yönetmen koltuğunda oturduğu bu filmde Taylor-Joy’a Miles Teller eşlik ediyor. Apple TV+ üzerinden izleyiciyle buluşan bu yapım, sinema salonlarına uğramadan doğrudan dijitalin zirvesine yerleşti.
The Gorge filmi konusu ne? diye merak edenler için kısaca özetleyelim: Tehlikeli ve gizemli bir kanyonun iki yanında nöbet tutan iki askerin, hem birbirlerine duydukları güveni hem de dışarıdaki bilinmez tehditlere karşı verdikleri mücadeleyi odağına alıyor. Bilim kurgu ve korku unsurlarını harmanlayan bu film, Anya Taylor-Joy’un türler arasındaki başarısını bir kez daha kanıtlıyor. Hatta Denzel Washington ve Matthew McConaughey gibi dev isimlerin yeni projelerini geride bırakarak platformun en çok izlenenleri arasına girmesi, oyuncunun günümüz popüler kültüründeki gücünü de gözler önüne seriyor.
Mad Max Serisi Hangi Sırayla İzlenmeli?
Yeni izleyiciler için küçük bir rehber eklemekte fayda var. Eğer evrene yeni giriş yapacaksanız, hikaye akışını takip etmek için önce Furiosa‘yı, ardından Fury Road‘u izleyebilirsiniz. Ancak bizce, önce 2015 yapımı Fury Road‘u izleyip o dünyanın atmosferine kapılmak, sonra Furiosa’nın geçmişine dalmak çok daha keyifli bir deneyim sunuyor. Eski toprakları da unutmamak gerek; Mel Gibson’lı orijinal üçleme hala türün meraklıları için birer cevher niteliğinde.
Sonuç olarak, Anya Taylor-Joy bilim kurgu ve aksiyon türünde rüştünü fazlasıyla ispatlamış durumda. İster çöllerin ortasında hayatta kalma mücadelesi versin, ister gizemli bir kanyonda nöbet tutsun; biz onu izlemekten büyük keyif alıyoruz. Eğer hala izlemediyseniz, hafta sonu listenize bu iki yapımı mutlaka ekleyin deriz.


Yorum (0)