Pluribus Sevenler Buraya: 60’lardan Epik Bir Bilim Kurgu Önerisi!

Pluribus Sevenler Buraya: 60’lardan Epik Bir Bilim Kurgu Önerisi!

Fanzade tarafından ·
Ocak 12, 2026

Apple TV+ son dönemde bilimkurgu türünde attığı isabetli adımlarla adından sıkça söz ettiriyor. Ancak platformun son bombası, Breaking Bad’in yaratıcısı Vince Gilligan imzalı “Pluribus”, çıtayı bambaşka bir noktaya taşıdı. Ted Lasso ve Severance gibi devlerin izlenme rekorlarını geride bırakan bu dizi, izleyiciyi hem huzurlu hem de bir o kadar tekinsiz bir dünyanın içine fırlatıyor. intro 1767641776 Dizinin temelinde yatan fikir aslında oldukça çarpıcı: Uzaydan gelen gizemli bir sinyal, insan eliyle yanlış yönetilen bir virüse dönüşüyor ve tüm dünyanın beyin dalgalarını birbirine bağlıyor. Bir anda tüm insanlık, herkesin anılarını ve deneyimlerini paylaştığı devasa bir kolektif bilincin parçası haline geliyor. Savaşlar bitiyor, huzur geliyor ama bireysellik tamamen yok oluyor.

Pluribus Dizisi Konusu ve Carol’ın Tek Başına Mücadelesi

Pluribus dizisi konusu nedir diye merak edenler için hikayeyi biraz daha detaylandıralım. Bu “mutlu” ve tepkisiz kalabalığın içinde, virüse bağışıklığı olan nadir insanlardan biri olan Carol (Rhea Seehorn) ile tanışıyoruz. Carol, herkesin birbirinin zihnini okuduğu bu yeni dünyada, kendi bağımsızlığını korumaya çalışan, alkol sorunu olan ve pek de cana yakın olmayan bir karakter. Ancak Carol’ın durumu sadece bir uyum sorunu değil; sinirlendiğinde etrafındaki insanların beyinlerini patlatarak onları öldürebiliyor. Yani Carol için öfke kontrolü, sadece kişisel bir gelişim meselesi değil, bir kitle katliamını önleme savaşına dönüşüyor.

Eğer bu “herkesin tuhaf bir şekilde mutlu olduğu köydeki tek huysuz insan” teması ilginizi çektiyse, sizi televizyon tarihinin en ikonik yapımlarından birine götürmek istiyoruz. Pluribus’un DNA’sında taşıdığı o tekinsiz atmosferin atası, 1967 yapımı İngiliz kült dizisi “The Prisoner”dan başkası değil.

“Ben Bir Numara Değil, Özgür Bir Adamım!”

Patrick McGoohan’ın hem başrolünü üstlendiği hem de yaratıcısı olduğu The Prisoner, bilimkurgu ve casusluk türünü gerçeküstü bir potada eritiyor. the prisoner is one of the best sci fi shows ever 1767641779 Hikaye, bir sabah aniden görevinden istifa eden bir casusun kaçırılıp “The Village” (Köy) adı verilen, rengarenk ama bir o kadar da klostrofobik bir yere kapatılmasıyla başlıyor. Burada kimsenin ismi yok, herkesin bir numarası var. Kahramanımız artık “6 Numara” olarak anılıyor.

Köy, dışarıdan bakıldığında her gün oyunların oynandığı, herkesin gülümsediği bir tatil köyü gibi görünse de aslında devasa bir psikolojik işkence merkezi. Kaçmaya çalışanları ise “Rover” adı verilen, canlı olduğu düşünülen devasa beyaz balonlar etkisiz hale getiriyor. 6 Numara, neden istifa ettiğini öğrenmek isteyen “2 Numara” (ki bu karakter her bölümde farklı bir oyuncu tarafından canlandırılabiliyor) ile bitmek bilmeyen bir akıl oyununa girişiyor. Pluribus’taki Carol gibi, 6 Numara da sistemin dayattığı o sahte huzura ve kimliksizleşmeye karşı var gücüyle direniyor.

The Prisoner Dizisi Nereden İzlenir ve Neden İzlemelisiniz?

Günümüzde “Bireysellik ve toplumsal bilinci konu alan diziler” dendiğinde akla gelen ilk örneklerden olan The Prisoner, aslında modern toplumun bir eleştirisi niteliğinde. Dizinin yapım tasarımı, ultra modern küre koltuklar, gökkuşağı renkli şemsiyeler ve tuhaf ritüellerle dolu. Bu sürreal atmosfer, izleyiciyi tıpkı kahramanımız gibi bir paranoyanın içine sürüklüyor. the prisoner was eventually remade 1767641779 2009 yılında Jim Caviezel ve Ian McKellen ile bir yeniden çevrimi yapılmış olsa da orijinal serinin o asitli, kafa karıştırıcı ve devrimci ruhunu yakalamak pek mümkün olmadı.

Vince Gilligan’ın Pluribus dizisi oyuncuları ve hikaye anlatımıyla yakaladığı o benzersiz hava, aslında 1960’ların bu cesur yapımına çok şey borçlu. Eğer Pluribus’un o huzurlu ama korkutucu dünyasını sevdiyseniz, 17 bölümlük bu orijinal serüvene mutlaka bir şans vermelisiniz. Ancak uyaralım; final sahnesine geldiğinizde aklınızda cevaplardan çok daha fazla soru kalacak. Özellikle de şu meşhur soru: “1 Numara aslında kim?”

Fanzade

Fanzade

Fanzade.com

Yorum (0)