Marvel dünyasının en hırçın, en durdurulamaz ve belki de bizlerin en çok sevdiği karakterlerinden biri olan Logan, yani namıdiğer Wolverine, bir kez daha vahşetin ve geçmişin karanlık sularına dalıyor. Marvel’ın son yıllarda büyük ilgi gören “Black, White and Blood” formatı, bu sefer rotayı doğrudan pençeli kahramanımızın kanlı geçmişine kırıyor. Sadece siyah, beyaz ve kan kırmızısı renklerin hakim olduğu bu özel seri, Logan’ın on yıllara yayılan şiddet dolu hayatından daha önce anlatılmamış kesitler sunmaya hazırlanıyor.

Wolverine Neden Siyah Beyaz ve Kırmızı?
Pek çok okurumuzun “Wolverine neden siyah beyaz ve kırmızı?” diye sorduğunu duyar gibiyiz. Bu aslında Marvel’ın son dönemde “vahşeti estetikle birleştirme” çabasının bir ürünü. Renk paletini kısıtlayarak sadece kana odaklanmak, hikayelerin tonunu çok daha karanlık ve vurucu hale getiriyor. Logan: Black White and Blood #1, tam da bu atmosferle bizi 1950’lerden başlayıp Weapon X sonrasına kadar uzanan bir yolculuğa çıkarıyor.
Antolojinin ilk hikayesinde Tom Waltz ve Alex Lins, Logan’ın 1950’li yıllardaki askeri hizmetine odaklanıyor. Burada bizi bekleyen en büyük sürpriz ise, Wolverine’in Marvel evreninden çok sevilen başka bir karakterle olan gizli bağlantısının ilk kez gün yüzüne çıkacak olması. Geçmişin tozlu raflarından çıkan bu tür “hiç anlatılmamış” hikayeler, karakterin derinliğini her seferinde biraz daha artırıyor.

1970’lerin Karanlık Sokaklarında Bir Av
Logan’ın yolu sadece savaş meydanlarından değil, şehirlerin tekinsiz arka sokaklarından da geçiyor. Saladin Ahmed ve usta çizer Adam Kubert, bizi 1970’lerin New York’una, Times Square’in o meşhur kirli atmosferine götürüyor. Logan, burada dengesiz bir seri katilin izini sürerken, biz de onun dedektiflik becerilerinin vahşi içgüdüleriyle nasıl harmanlandığına şahit oluyoruz. Görsel anlatımın zirve yaptığı bu sayfalarda, kırmızının her damlası adeta sayfadan dışarı taşıyor.


Serinin belki de en merak edilen kısmı, efsanevi yazar Larry Hama’nın kaleminden çıkan Weapon X sonrası hayatta kalma mücadelesi. Dave Wachter’ın çizimleriyle hayat bulan bu bölümde, tesislerden yeni kaçmış, zihni paramparça ve tamamen bir hayvana dönüşmüş Logan’ın doğadaki o çiğ hayatta kalma savaşına tanıklık ediyoruz. Weapon X programının Logan üzerindeki etkilerini her okuduğumuzda, karakterin neden bu kadar “kırılmaz” olduğunu bir kez daha anlıyoruz.


Logan: Black White and Blood Konusu ve Merak Edilenler
Logan: Black, White and Blood konusu ne diye merak edenler için kısaca özetlemek gerekirse; bu seri tek bir ana hikaye anlatmak yerine, Wolverine’in uzun ömründeki farklı kırılma noktalarını ele alan bağımsız öykülerden oluşuyor. Her sayı farklı yaratıcı ekipleri bir araya getirerek karaktere farklı bakış açıları kazandırıyor.
Peki, Logan: Black, White and Blood kaç sayı sürecek? Genellikle bu tarz antoloji serileri dört sayıdan oluşan mini seriler şeklinde planlanıyor ancak Marvel’ın Logan sevgisi göz önüne alındığında, bu vahşi yolculuğun tadı damağımızda kalabilir. Özellikle koleksiyoncular için hazırlanan varyant kapaklar, serinin sanatsal değerini de yukarı taşıyor.

Koleksiyoncular İçin Varyant Kapak Şöleni
Çizgi roman dünyasında görsellik her şeydir ve bu seri bunu çok iyi biliyor. Alex Maleev’in ana kapağının yanı sıra, Andrea Sorrentino ve Adam Kubert gibi dev isimlerin elinden çıkan varyant kapaklar, raflarda adeta bir sanat eseri gibi duracak. Logan’ın vahşi doğasını ve içindeki bitmek bilmeyen öfkeyi yansıtan bu tasarımlar, karakterin neden hala popüler kültürün zirvesinde olduğunu kanıtlar nitelikte.


Sonuç olarak, Wolverine’in o meşhur “yaptığım işte en iyisiyim ama yaptığım iş pek hoş değil” mottosu, bu seride tam anlamıyla hayat buluyor. Eğer siz de Logan’ın geçmişindeki karanlık noktaları, usta sanatçıların elinden çıkan çarpıcı bir görsel dille okumak istiyorsanız, bu sayıya mutlaka şans vermelisiniz. Pençelerin sesi şimdiden kulaklarımızda çınlamaya başladı bile!




Yorum (0)