Televizyon dünyasında bazı işler var ki, sanki kaderlerinde zirveye oynamak yazılıymış gibi hissediyoruz. Hani şu “comfort zone” dediğimiz, yüzlerce kez izlesek bile yemek yerken, uyumadan önce veya sırf kafa dağıtmak için açtığımız diziler vardır ya; işte onlardan bahsediyoruz. Bu yapımlar, yıllar geçse de popüler kültür sohbetlerimizin değişmez bir parçası olmaya devam ediyor.
Ama işin aslına bakarsanız, durum her zaman böyle tozpembe değildi. Bugün yere göğe sığdıramadığımız, “tüm zamanların en iyileri” listelerinde zirveye koyduğumuz o efsane dizilerin birçoğu, yolculuklarına oldukça sancılı başladı. Kimine “tutmaz bu” dendi, kimi nefret objesi haline geldi, kimi ise ilk bölümlerinde potansiyelini göstermekte nazlandı. Hatta bazıları sadece niş bir kitleye hitap edip sonradan streaming platformlarının (dijital yayıncıların) kütüphanelerinde keşfedilmeyi bekledi. Neyse ki sabrettik (veya kanallar sabretti) ve bu diziler hayatımızın vazgeçilmez birer parçası oldu. Gelin, başlangıçta burun kıvırılan ama sonradan efsaneye dönüşen o 5 diziye yakından bakalım.
5) The Office (ABD Versiyonu)

Bugün The Office dendiğinde aklımıza hemen Steve Carell’ın efsanevi Michael Scott performansı ve o meşhur “bakışlar” geliyor olabilir ama 2005 yılında işler hiç de parlak değildi. Dizi ilk yayınlandığında, izleyiciler Greg Daniels’ın bu projesine oldukça şüpheyle yaklaştı. Ricky Gervais ve Stephen Merchant’ın yarattığı orijinal İngiliz versiyonunun sadık hayranları, Amerikan versiyonunu “ucuz ve başarısız bir kopya” olarak nitelendirdi. Özellikle pilot bölüm, İngiliz versiyonunun neredeyse birebir kopyasıydı ve bu durum, Amerikan mizahına uyarlamada ciddi sorunlar yaratmıştı.
Neyse ki NBC ve izleyiciler diziye bir şans daha tanıdı. Karakterler kendi kimliklerini buldukça ve senaryo İngiliz versiyonunun gölgesinden kurtulup kendi absürt dünyasını kurdukça, dizi şaha kalktı. 9 sezon süren bu macera, bugün sitcom tarihinin en önemli köşe taşlarından biri olarak kabul ediliyor.
4) The Vampire Diaries

2000’lerin sonu ve 2010’ların başında vampir temalı içeriklerden gına geldiği bir dönemde The Vampire Diaries sahneye çıktı. 2009’da The CW’da yayınlanmaya başladığında, L.J. Smith’in kitap serisinden uyarlanan bu yapım, Elena Gilbert ile Salvatore kardeşler (Stefan ve Damon) arasındaki aşk üçgenini anlatıyordu. Ancak o dönemde herkesin aklında tek bir düşünce vardı: “Bu, Twilight (Alacakaranlık) serisinin televizyona uyarlanmış ucuz bir kopyası mı?” Pazarın vampir hikayelerine doyduğu bir noktada, diziye önyargıyla yaklaşılması kaçınılmazdı.
Ancak dizi, eleştirmenlerin sert yorumlarına rağmen izleyiciyi ekranda tutmayı başardı. Özellikle ikinci sezondan itibaren senaryonun derinleşmesi ve karakter gelişimlerinin oturmasıyla eleştirmenlerin de fikri değişti (Rotten Tomatoes skorları bunu doğruluyor). Sekiz sezon süren macera ve doğurduğu iki spin-off dizi ile The Vampire Diaries, sadece bir gençlik dizisi olmadığını kanıtladı.
3) Freaks and Geeks

Listemizdeki diğer diziler zamanla kitlesini bulup büyük başarılara imza atarken, Freaks and Geeks ne yazık ki “kıymeti sonradan anlaşılanlar” kategorisinin en hüzünlü üyesi. 1999 yılında NBC’de yayınlanan dizi, 18 bölümünün tamamı bile yayınlanamadan iptal edildi. 1980’lerde geçen ve lisedeki bir grup uyumsuz gencin hikayesini anlatan dizi, aslında Seth Rogen, James Franco, Jason Segel gibi bugünün süper starlarının parladığı ilk yerdi.
Eleştirmenler diziye bayılmıştı ama izleyici o dönemde bu samimi hikayeye pek ilgi göstermedi. Bunda kanalın kötü yayın saati politikası ve o dönemin reyting canavarı “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışmasıyla çakışması büyük rol oynadı. İptal edildikten yıllar sonra, DVD satışları ve internetin yaygınlaşmasıyla insanlar ne kaçırdıklarını fark etti. Bugün “iptal edildiğine en çok üzülen diziler” listelerinin zirvesinde yer alıyor.
2) Parks and Recreation

Parks and Recreation tüm zamanların en iyi komedi dizilerinden biri mi? Kesinlikle. Peki, berbat bir başlangıç yaptı mı? Maalesef evet. 2009’da başladığında, dizi aslında The Office‘in bir spin-off’u (yan dizisi) olarak tasarlanmıştı ama sonradan bağımsız bir yapıma dönüştü. Ancak ilk sezon, bu bağın sancılarını fazlasıyla hissettirdi. Ana karakter Leslie Knope (Amy Poehler), Michael Scott’ın kadın versiyonu gibi duruyordu ve bu durum izleyicide bir “tekrar” hissi yaratmıştı.
Fakat biz geekler ve sadık izleyiciler diziyi bırakmadık. İkinci sezonla birlikte dizi adeta bir “soft reboot” yaşadı. Leslie Knope daha yetenekli ve sevilebilir bir karaktere dönüştü, yan karakterler parlamaya başladı. Yedi sezon süren bu macera, bugün mizahı ve konuk oyuncularıyla kalbimizde ayrı bir yere sahip.
1) Friends

Şu an dünya üzerindeki en popüler dizi desek abartmış olmayız herhalde. Ancak Friends bile 1994’te NBC’de ilk başladığında “kült” olmaktan çok uzaktı. İlk bölümler yayınlandığında, pek çok izleyici ve eleştirmen diziyi sıkıcı, formülize ve hatta biraz “aptalca” bulmuştu. En büyük eleştiri ise, New York’ta yaşayan bir grup arkadaşın hikayesini anlatması nedeniyle “Seinfeld’in esprilisiz versiyonu” olarak yaftalanmasıydı.
Neyse ki 90’ların televizyon dünyası, dizilere kendilerini bulmaları için biraz daha fazla zaman tanıyordu. Karakterlerin kimyası oturdukça ve senaryo kendi ritmini buldukça Friends bir fenomene dönüştü. 10 sezon boyunca rekorlar kıran, saç kesimlerinden kahve dükkanı kültürüne kadar her şeyi etkileyen bu yapım, ilk günkü soğuk karşılamanın aksine bugün popüler kültürün en sıcak köşesinde oturuyor.
Sıkça Sorulan Sorular ve Merak Edilenler
İçeriğimizde bahsettiğimiz bu efsanevi dizilerle ilgili Türkiye’deki izleyicilerin aklında dolaşan bazı soruları ve detayları da sizin için derledik.
The Office Amerikan versiyonu İngiliz versiyonundan daha mı iyi?
Bu konu geek dünyasında bitmeyen bir tartışma. Orijinal yazarın belirttiği gibi, Amerikan versiyonu başlangıçta taklit gibi dursa da, sürekliliği ve karakter derinliği (özellikle Jim ve Pam aşkı) sayesinde daha geniş bir kitle tarafından “daha izlenebilir” ve sıcak bulunuyor.
Parks and Recreation izlemeye kaçıncı sezondan başlanmalı?
Çoğu hayran, dizinin gerçek ruhunu yakalamak için doğrudan 2. sezondan başlanabileceğini, 1. sezonun ise karakterleri tanımak adına hızlıca (veya biraz diş sıkarak) izlenmesi gerektiğini savunur.
Friends dizisi neden bu kadar seviliyor?
Başlangıçtaki eleştirilere rağmen Friends, arkadaşlık bağlarını ve 20’li yaşların sancılarını o kadar evrensel bir dille anlattı ki, her nesil kendinden bir parça bulmaya devam ediyor.
Vampire Diaries Twilight benzerliği gerçek mi?
Başlangıçta pazarlama stratejisi olarak bu benzerlik kullanılmış olsa da, dizi ilerleyen bölümlerde kendi mitolojisini ve çok daha karanlık, karmaşık olay örgüsünü kurarak Twilight’tan tamamen ayrıştı.


Yorum (0)